YABANCI SERMAYE NEREYE KADAR YARARLI, NEREDEN SONRA SAKINCALI?

Türkiye Ekonomisine Son Saldırı, Bu Soruyu Sormamızı Gerekli Kılıyor
Türkiye ekonomisini hedef alan son saldırı, gerçekten bu soruyu sormamızı gerekli kılmaktadır.
Borsa hisse senetlerinin önemli oranda yabancıların elinde olduğu, bankacılık hisselerinde yabancıların ciddi oranda payının bulunduğu, önemli bir kısım şirketlerde yabancı payının hatırı sayılır oranda olduğu bugünkü durum olmasaydı, bu ekonomik saldırı bu kadar güçlü boyutta etki yaratabilir miydi?
Büyük olasılıkla hayır.
Demek ki, bu konuyu ciddi olarak ele almakta ve geleceğe yönelik önlemler geliştirmekte yarar bulunmaktadır.
Yabancı Sermayeye Gereksinim Var mı?
Eğer büyümek için yeterli sermaye birikiminiz yoksa, kesinlikle var.
Türkiye olarak bizim de maalesef yeterli sermaye birikimimiz yok ve yabancı sermayeye gereksinim duymaktayız.

YABANCI SERMAYE NEREYE KADAR?
Nereye Kadar Yararlı?
Kuşkusuz bu sorunun yanıtını vermek o kadar da kolay değildir. Ancak, genel prensip olarak yabancı sermaye oranının kuruluş ve sektör bazında azınlık oluşturacak şekilde bırakılması tercih edilmelidir.
Kuruluş ve sektör bazında çoğunluk oranları yabancı sermayeye geçtiği anda, artık o kuruluşa da, o sektöre de hakim olabilmek kolay değildir.
Bu durumdaki kuruluşların ve sektörlerin kontrolü, artık dışarıya geçmiş durumdadır. Dolayısıyla, her türlü manüplasyona ve tertibe açık bir durum oluşmuş demektir.
Türkiye’nin güvenliği ve bütünlüğü ile ilgili alanlar ile, yine ülkenin geleceği ile ilgili telekomünikasyon, eğitim ve hatta sağlık gibi stratejik sektörlerde ise, kontrol kesinlikle yabancılara bırakılmamalıdır.

SAĞLIK ALANINDA DURUM
Diğer sektörleri tam bilmiyoruz. Borsadan gördüğümüz kadarıyla, tüm sektörlerde yabancı sermayenin ciddi bir ağırlığı bulunmaktadır.
Bir sağlıkçı olarak, sağlık alanını biliyoruz.
Sağlık alanında en çok tanınan özel hastane zincirleri, büyük oranda yabancı fonların eline geçmiş durumdadır. Hem de çoğunluğu, %70’in üzerinde hisselerle.
Bazı tıp merkezleri aynı durumdadır.
Başlıca laboratuvarların yarıdan fazlası yabancı fonların elindedir.
Şehir hastaneleri yapımı ve işletmesinde, yabancı fonların ve yabancı firmaların ciddi payları bulunmaktadır.
İlaç firmaları alanında yabancı firmalar güçlüdür.
Genel anlamda, sektörün yabancıların kontrolüne geçişi Türkiye ve Türk toplumu için bir tehdit oluşturmuyor mu?
Kritik durumlarda, çeşitli manüplasyonlara uygun bir zemin oluşturmaz mı?
Aynen şu anda içinde bulunduğumuz ekonomik saldırı ortamı gibi.
Bu soruları, kuvvetli biçimde sormamız gerektiği kanısındayız.

NE YAPMAK GEREKİR?
Olayın en sevimsiz yanını konuşmaya sıra geliyor.
Çünkü getirilecek öneriler, gerçeklere dayalıdır. Gerçekler de maalesef acıdır. Toplum, hep güzel şeyler duymak ve güzel şeyleri paylaşmak istiyor.
Gerçekler onları mutlu etmeyecektir.
Bazı kişiler, “Artık acı reçeteyi yutmamız gerekli” demekte ancak, acı reçetenin ne olduğunu açıklamaya bile cesaret edememektedirler.
Neden?
Çünkü populizm o kadar toplumun iliklerine işlemiş durumdadır ki, gerçekleri ifade edenler kolaylıkla “Halk düşmanı” damgasını yemeye aday durumdadırlar.
Gerçekleri konuşmanın iklimi oluşamamaktadır.
Ne yazık ki, bunun için 15 Temmuz Darbesi, şu andaki ekonomik saldırı, 2001 krizi gibi durumların olması gerekmektedir.
2001 krizinden sonra Kemal Derviş’in uyguladığı program, acı reçetenin bir örneği değil miydi?
O halde şimdi, ne yapılması gerektiğini madde madde konuşalım. Açık biçimde ve dürüstçe.
1. Sermaye Birikimi Şarttır
Türkiye’nin atılım yapabilmesi ve kalkınabilmesi için, sermaye birikimi kesinlikle gerekmektedir.

2. Sadece Yabancı Sermaye Girişi İle Bu İş Olmaz
“Yeterli sermayemiz yok, o halde dışarıdan yabancı sermaye girişini sağlayalım” düşüncesi bir yere kadar doğrudur.
Ancak bu düşünce, tamamiyle doğru bir düşünce tarzı değildir.
Kolaycı ve teslimiyetçi bir düşünce anlayışıdır.
Sonunda, ülkeyi dışarıya bağımlı hale getirecek ve yabancı sermayeye teslim edecek bir düşünce tarzıdır.
Ne yapmalıyız?
O halde, bir taraftan da kendi sermaye birikimimizi yaratacak bir sistem kurmalıyız.

3. Şu Andaki Sistemle Sermaye Birikimi Sağlamak Mümkün müdür?
Kesinlikle mümkün değildir.
Çünkü çok tüketiyoruz, az üretiyoruz.
70 üretiyoruz, 100 tüketiyoruz.
Daha çok üretmemiz, daha az tüketmemiz gerekiyor.
Yani 120 üretmemiz, 100 tüketmemiz gerekir ki, sermaye birikimimiz olsun ve yabancılara kul köle olmayalım.
Bunun için de daha çok çalışmamız, daha mütevazi yaşamamız gerekmektedir.
Sorun, buna hazır olup olmadığımızdır.
Ancak acı deneyler şunu gösteriyor ki, hazır olmak zorundayız.
Yani titreyip kendimize dönmemiz gerekmektedir.

ÖNCE YANLIŞLARI VE HASTALIKLARIMIZI BELİRLEYELİM
Başlıca yanlışlarımız:
1. Populizm İliklerimize Kadar İşlemiş Durumdadır
Maalesef populizm eğilimi toplumda çok güçlü bir akım halindedir.
Muhalefet, A’dan Z’ye popülizm sloganları ile yürümektedir. Tüm talepleri üretim değil, bol keseden paylaşım üzerine kuruludur.
İktidar da yer yer üretim yönünde gerçekçi konuları dile getirse de, popülizm sloganı ve yarışına katılmaktadır. Belki de, seçim kazanmak için buna kendisi mecbur hissetmektedir. Güçlü populist sloganlarla seçim kazanmaktadır.
Sonuç olarak, toplum populizme iyice alıştırılmıştır.
Populist ve tüketmeyi seven bir tüketim toplumu oluşturulmuştur.
Gerçekleri konuşmanın iklii ortadan kaybolmuştur.
Gerçekleri dinleyecek bir topluluk yoktur.
Gerçekleri dile getirenler sevimsiz bulunmakta ve dışlanmaktadır. Yer yer “Halk düşmanı” yaftasını yemeye aday durumdadırlar.
Gerçeklerle yüzleşmek, ancak darbelerden, ekonomik saldırılardan ve krizlerden sonra mümkün olabilmektedir.

2. Sıklıkla Yapılan Seçimler Populizmi ve Tüketimi Körüklemiştir
Sık sık yapılan seçimler, popülizmi, tüketim ve paylaşım taleplerini körüklemiştir.
Üretime ve yapısal tedbirlere yönelik önlemler ertelenmek zorunda kalınmıştır.
Örneğin, kıdem tazminatı konusu gibi temel bir mesele bile rafa kaldırılmıştır.

3. SGK Sistemimiz Populizm Üzerine Kuruludur
SGK sistemimiz, neredeyse dünyanın en popülist ve kapsayıcı sistemi durumundadır.
Erken emeklilik yanlıştır. Emeklilik yaşının 65’in üzerine çıkarılması gerekmektedir.
Çalışmayan da ödüllendirilmektedir. Çalışmayı özendirecek bir SGK sistemi kurulmalıdır.

4. SGK’nın Sağlık Kapsamı Çok Geniştir
Bu kapsam makul ölçülere getirilmelidir.
Katkı payı artırılmak durumundadır.
Sağlık hizmeti pahalı bir hizmettir. Bu hizmetin tümünü devletin karşılaması mümkün değildir. Vatandaşın da ciddi katılımı gereklidir.

5. Uzun Tatiller Üretimi Azaltmakta, Şirketleri Zor Duruma Düşürmektedir
Halk, uzun tatillere alıştırılmıştır.
Bu tatiller tüketimi körüklemekte, üretimi azaltmaktadır.
Geliri azalan, giderleri ise artan firmalar için tam bir kabus haline gelmektedir.
Uzun tatillere kesinlikle son verilmelidir.

6. Yapısal Tedbirlerin 1. Maddesi Kıdem Tazminatıdır. Bu Konu Çözülmelidir
Herkes yapısal tedbirlerden söz etmekte, ancak içeriğini açıklamamaktadır.
Açık ve dürüstçe buradan ilan edelim.
Yapısal tedbirlerin 1. Maddesi kıdem tazminatıdır.
Bu konunun yükü devletin üzerine alınmalıdır.
Bu yük firmalar üzerinde kaldığı sürece, Türkiye’de ne bir firmanın uzun süreli yaşaması mümkündür, ne de firmaların sermaye birikimi yapması ve büyümesi mümkündür.
Zaten Türkiye’deki batan firmaların da %80’den fazlası bu anlaşmazlıklar sürecinde iflas etmektedir.

SERMAYE BİRİKİMİNİ KİM SAĞLAYACAKTIR?
1. Sermaye Birikimi Gerekli midir?
Evet gereklidir. Yatırım ve büyüme için gereklidir.
2. Yerli Sermaye Birikimi?
Sadece yabancıları davet ederek olmaz. Ülkenin gelecek güvencesi için yerli sermaye birikimi de gereklidir.
3. Sermaye Birikimini Kim Sağlayacaktır? Devlet mi, Özel Sektör mü?
Devletin sermaye birikimi sağladığı görülmemiştir. Devlet ancak dağıtır ve bölüştürür. Yani tüketmeye meyillidir.
Sermaye birikimini ancak özel sektör yapar. Şirketler yapmak durumundadır.
Devletin görevi, yapısal önlemlerle firmaların kar ederek, sermaye birikimi sağlamasına zemin hazırlamak olmalıdır.

KARLILIK OLMADAN SERMAYE BİRİKİMİ SAĞLANAMAZ
Gerçekten karlılık olmadan sermaye birikimi de sağlanamaz.
1. Türkiye’de, Firmaların Kar Edebilme Sorunu Bulunmaktadır
Firmalar yeterince kar edememektedirler. Dolayısıyla sermaye birikimi de sağlayamamaktadırlar.
2. Sağlık Alanındaki Firmaların Neredeyse Tümü Negatif Bilançodadırlar
Sağlık alanındaki firmaları biliyoruz. Özel hastaneler, tıp merkezleri ve laboratuvarların çoğunluğu gerçekte negatif bilançodadırlar. Fiilen zarardadırlar.
3. Vergiler Yüksektir
Firmalar neredeyse vergi dairesine ve SGK’ya çalışmaktadırlar.
Vergiler yüksektir. SGK primleri yüksektir. Gerçekte, asgari ücret de çoğu firma için yüksektir.
Ücretin %70’ine yakınını vergiler oluşmaktadır. Bu miktar çok yüksektir.
Bu işçilik maliyetleriyle, firmalar kar edemezler ve sermaye birikimi sağlayamazlar
4. Kıdem Tazminatının Karşılığı Yoktur
Firmalar kar edemediği için, kıdem tazminatı için de bir karşılık ayıramamaktadırlar.
İhtilaflar çoğaldığı durumda da, firmalar iflasa sürüklenmektedirler.
Türkiye’deki şekilde, tüm yükün firmalara yüklendiği bir kıdem tazminatı örneği şu anda hiçbir ülkede mevcut değildir.
Bu yapıyla, firmaların kar elde edebilmesi ve sermaye birikimi sağlaması da mümkün değildir.
5.Bürokrasinin Firmalara Bakışı Değişmelidir
Türkiye’de devlet bürokrasisi, oldum olası güçlüdür.
Devlet içinde yuvalanan bürokratik oligarşik yapı, firmaları yer yer rakip, yer yer hasım, yer yer rant kaynağı olarak görmekte ve cezalandırmaya çalışmaktadır. Kar edebilen firmalar, daha çok hedefte olmakta ve daha fazla baskıya uğramaktadırlar.
Bu bakışın da değişmesi gerekmektedir.

SONUÇ: NE YAPMALIYIZ?
1. Yerli Sermaye Birikimi Sağlamalıyız
Sermaye birikimi gereklidir. Bunu yalnızca yabancılara yalvararak sağlayamayız. Yerli sermaye birikimi de sağlayabilmeliyiz.

2. Şirketlerin Karlılığını Artırmalıyız
Sermaye birikimini ve yatırımları, ancak şirketler yapabilir. Bunun için de, şirketlerin karlılığını artırmalıyız.
3. Şirketler Üzerindeki Yükleri Azaltmalıyız
• Vergi yükü azaltılmalıdır
• SGK prim yükü azaltılmalıdır
• Kıdem tazminatı yükü firmalar üzerinden alınmalıdır

4. Emeklilik Yaşı Yükseltilmelidir
Yatan ve tüketen değil, çalışan topluma dönmeliyiz.

5. Uzun Tatillere Son Vermeliyiz
“Her tatilde önünü birleştir, arkasını birleştir 9 gün tatil yap” alışkanlığına son vermeliyiz.
Firmaları da düşünmeliyiz.
Yatan ve tüketen değil, üreten toplum olmalıyız.
6. Tüketim Alışkanlığını Frenlemeliyiz
Sık sık değişen cep telefonları, sıklıkla değişen arabalar, sık sık tatiller gibi tüketim alışkanlığını frenlemeliyiz.
Tüketimi değil, üretimi ödüllendirmeliyiz.
7. Kamu Harcamalarını Disiplin Altına Almalıyız
Türkiye’de, asıl parayı harcayan kamu kurumlarıdır.
Savurgan olan da kamu kurumlarıdır.
Öncelikle, kamu kurumlarının harcamalarını disiplin altına almalıyız.
Tasarrufu asıl olarak kamudan başlatmalıyız.
Bakanlıklar, belediyeler ve diğer kamu kurumlarından.
Sonuç olarak; üretimi teşvik etmek, gereksiz tüketimi azaltmak, şirketlerimizin karlılığını destekleyerek sermaye birikimi sağlamalarına destek olmak, yatırıma yönlendirmek, yabancılara muhtaç olmaktan kurtulmak durumundayız.
Bağımsız, onurlu ve başı dik bir ülke olabilmek için, bunu başarmak zorundayız.

16/08/2018
Prof. Dr. Paşa Göktaş

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir