Daha Akılcı Bir Sağlık Sistemi Nasıl Olurdu?

Bu Soruya Yanıt Vermenin Doğru Zamanı Mı Acaba ?

Gerçekten bu soruya yanıt vermenin doğru zamanı mıdır acaba ? Öyle bir dönemdeyiz ki, Sayın Sağlık Bakanı düşündüğü tüm uygulamaları neredeyse gerçekleştirmiş durumda. Son KHK (Kanun Hükmünde Kararname) ile, son darbeyi de indirdi ve göreve geldiğinden itibaren, en baş problemi olarak gördüğü muayenehanelerin de neredeyse ortadan kaldırılmasını sağlıyor. Hekimler genelde oldukça mutsuz ve huzursuz olmasına rağmen, TV’ lerde ve basında genelde Sayın Bakan’ ın etkinliği sürüyor ve o yönde görüşler çıkıyor. Yani medyanın genelde kontrol altına alındığı gözleniyor.
Bir de, bazı “yabancı” kuruluşlardan ara ara haberler geliyor. Bu “yabancı” kişi ve kuruluşlar, Türkiye’ de Sağlık sistemi konusunda ne kadar iyi ve başarılı işler yapıldığını gördüklerini söylüyorlar ve hatta, bazıları bunları örnek almak için incelemeye aldıklarını belirtiyorlar. Biz, bu haberlerde de abartma ve zoraki öne çıkarma çabaları görüyoruz. Ya da, bunları söyleyenlerin, Türkiye’ deki yapılanlardan ne ölçüde yararlarının bulunduğunun irdelenmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Halk, genelde yapılanlardan memnun görünüyor. Çünkü, Sağlık hizmetlerinde Türkiye’ nin kaynaklarının çok üstünde bir hizmet sunuluyor.
Türkiye, bu alana ayırabileceği ve ayırması gereken bütçenin çok daha fazlasını yanlış yönlendirmeyle ayırdığı için, doğal olarak şu anda sağlık hizmetleri, diğer alanlardan pozitif ayrışma ile çok daha fazla öne çıkıyor ve halkta memnuniyet oluşuyor. Bu haliyle Türkiye, kısıtlı bütçesiyle ancak Mahmutpaşa’ dan takım elbise giyinebilen bir kişinin, kravatını Vakko’ dan giyindiği bir görünüşü sergiliyor ve kravat da sağlık hizmetlerini temsil ediyor.
Halka verildiği dönemde, “Almam” demez. Yunanistan’ da da 5-10 yıl önce böyleydi. Herkes halinden memnundu. Bugün Yunanistan’ ın ve halkın durumu ortada.
İşte, genelde böyle bir ortamda, sağlık sistemi hakkında farklı şeyler söylemek kolay değil. Çünkü Sayın Bakan, oldukça lehinde bir medya ortamı oluşturmuş durumda gözüküyor.
Ancak, şu anda sağlık ortamında, kaynayan ve iyi gitmeyen bir hayli olay ve kesim de bulunuyor. Genelde hekimler huzursuz ve mutsuzlar, geleceklerinden endişeliler. Özel hastaneler illegal çalışma ortamına sürüklendiler. Üniversitelerin çoğu, iflas durumuna gelmiş haldeler.
Halkın hekim seçme hakkı fiilen işlemiyor. Sağlık giderleri, kontrol edilemez biçimde artıyor. Ve Türkiye, bu giderlerin önemli kısmını borçlanarak karşılıyor. Yani, başkalarının parasını harcıyor. İleride ödeyeceği bedel biriktiriyor.
İşte böyle bir ortamda, sorumluluk duyan, ülkesinin geleceğini düşünen, bağımsız ve onurlu yaşamı ilke edinen hekimler ve kişiler olarak, yürütülen sağlık politikasının, ülkenin geleceği açısından, tüm yönleriyle doğru ve gerçekçi olmadığı kanısındayız ve bu yönde görüşlerimizi ortaya koymayı, ülkemize ve toplumumuza bir borç olarak görüyoruz.
Belki, söylediklerimizin anlaşılmasında bu toz-duman ortamda güçlük çekilecektir. Ancak, ilerideki dönemlerde, ne kadar haklı olduğumuz çok daha iyi anlaşılacaktır.
Hangi Tür Yönetim Anlayışları Vardır ?
Bazı yöneticiler vardır ki, olaylara çok geniş açıdan bakmazlar, resmin tümünü görmezler ya da göremezler. Belirli konulara odaklanırlar ve bu konuları öne çıkararak, içinde kaybolmaya başlarlar ve bütünden koparlar. Giderek, rotaları da kaybolmaya başlar ve bütüne ulaşmak artık neredeyse olanaksız hale gelir. Bizde muayenehane olayına yaklaşım’ daki önyargılı ve saplantılı durum gibi.
Bazı yöneticiler, felsefe olarak popülizmi severler. Yapıları ve inançları öyle olduğu için, objektif ve gerçekçi duruşa yatkın olmadıkları, “hayır” denilmesi gereken yerde bunu diyemedikleri, herkesi memnun etmeyi sevdikleri için, popülizmi uygularlar. Bazıları da, kitle desteği alabilmek, halka hoş görünmek, seçmen desteğini arkasına alabilmek için, bilinçli olarak popülizmi uygularlar.
Bazı yöneticiler ise gerçekçidir. Ak ve kara çizgileri bellidir. “Evet” denilecek konulara makul yaklaşırlar, ama “Hayır” denilmesi gereken konularda da, sonuna kadar direnirler. Kitleye hoş görünmek için uygulama yapmazlar. Kısa dönemli değil, uzun dönemli düşünürler ve bu tür projelere yatkındırlar. Dengeli yaklaşımlardan yanadırlar.
Ülkemizde son dokuz yıldanberi yürütülen sağlık politikasının, ağırlıklı olarak, ilk iki paragrafta tarif edilen yönetim anlayışına yakın bir doğrultuda yürütüldüğü konusunda, çoğu kişi birleşmektedir. Bizim olaylara yaklaşımımız ise, son paragraftaki yönetim anlayışı doğrultusundadır. Dolayısıyla, konuyu yorumlarken, bu açıdan değerlendirilmesinde yarar vardır.
DAHA AKILCI BİR SAĞLIK SİSTEMİ UYGULANSAYDI:
1. Sağlık Giderleri Ne Durumda Olurdu ?
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Faruk Çelik, 15 Eylül 2011 tarihinde yaptığı açıklamada, 2002 yılında Türkiye’ nin toplam Sağlık harcamalarının 9.9 milyar TL iken, 2010 yılında 40 milyar, 2011 yılında ise 45 milyar TL olacağını belirtiyor. 2002 yılında, toplam ilaç giderlerinin de 5.2 milyar iken, 2011 yılında 16 milyar TL olduğunu açıklıyor.
Bunlar en yetkili ağızdan açıklamalar. Çoğu uzman, toplam sağlık harcamalarının yılda 50 milyar TL’ nin üzerinde olduğunu belirtiyor.
Dokuz yıl içinde, toplam sağlık harcamaları yılda 9.9 milyar TL’ den, 45 milyar TL’ ye tırmanmış durumdadır. Bu durum, 4.5 katlık bir artışı göstermektedir.
Kanımızca bu artış yüksektir. Yıllık toplam bütçe geliri 279 (2011) milyar TL olan ülkemizin, toplam bütçe gelirinin % 16.1’ inin sağlık giderlerine harcandığını göstermektedir. Akılcı bir politika, bu miktarın iki-iki buçuk kat civarında, yani yılda 20-25 milyar TL civarında olmasıydı (Yıllık bütçe gelirinin % 7-8’ i civarında).
Böylelikle, yılda 20-25 milyar TL arasında bir tasarruf yapılabilirdi. Dokuz yıllık dönemde, yıllık ortalama tasarrufun 15-20 milyar TL arasında olacağını düşünürsek, toplamda bugünkü tasarrufumuz 135-180 milyar TL arasında olurdu. Bu demektir ki, ülkemiz 75-100 milyar ABD doları az borçlu durumda olurdu. Toplamda 107 milyar ABD doları olan kamu borcumuz, bugün için 7-32 milyar ABD doları civarında olurdu. Avrupa’ nın en borçsuz ülkesi olurduk.
Şu anda, dünyadaki ve özellikle de Avrupa ülkelerindeki ve ABD’ deki krizin ana nedeni, aşırı borçlanmadır. Yani ülkeler, üretmediklerini ve başkalarının paralarını yemiş durumdalar. Aşırı borcu ödeyemiyorlar ve ayrıca, ülke toplumları da, alıştıkları yaşam tarzından vazgeçmek istemiyorlar. Bu nedenle de, ülkeler büyük sorunlar yaşıyorlar.
Kanaatimizce, ülkemizde de, sağlık alanında akılcı olmayan harcamalara yönelindi ve ülkemizin kaynakları iyi kullanılmadı. Üstelik de, bu harcamalar nedeniyle, gereksiz borçlanmaya gidildi. Bizde de, başkalarının paraları yenildi. Gelecek nesillere aktarılan borç yükü artırıldı.
Dokuz yılda, toplamda 135-180 milyar TL daha az harcama yapmış bir Türkiye, bugün için, büyük ihtimalle bütçe dengelerini kurmuş ve açık vermeyen bir ülke olurdu. Cari açığı daha az olurdu. Daha az borçlu bir ülke olurdu ve krizlere karşı da daha güçlü, daha kırılgan olmayan bir ülke olurdu.
Sağlıktaki yanlış yönlendirme ve politikalarla, bu şansın kaçırıldığını düşünmekteyiz.
2. Böyle Bir Politika Mümkün Müydü ?
Kesinlikle mümkündü. Bunun için, popülist olmayan, akılcı, gerçekçi ve dengeli bir politika izlenmesi yeterliydi.
Toplam sağlık giderlerinin, büyük çoğunluğunun, ilaca ve performans adı altında, personel prim ödemelerine gittiğini göz önüne alırsak, bunun mümkün olduğunu daha iyi anlarız.
3. İlaca Ödenen Pay Nasıl Azaltılabilirdi ?
Sayın Faruk Çelik, 2002 yılında, 9.9 milyar TL’ lik toplam sağlık giderinin, 5.2 milyar TL’ sinin ilaç harcamalarına giderken, 2011 yılında 45 milyar TL olan toplam sağlık giderinin, 16 milyar TL’ sinin ilaca harcanacağını belirtiyor.
İlacın toplam sağlık harcamaları içindeki payı, 2002 yılında % 52.5 iken, şu anda % 35.5 olarak görünüyor.
Demek ki, daha alacak bir hayli yolumuz var. Çünkü, genelde dünyada, ilacın toplam sağlık harcamaları içindeki payı, % 15-20’ ler arasındadır. Türkiye’ deki oran, hala oldukça yüksek görünüyor.
Gerçekte, 2002’ deki ilaç harcamalarının, % 15-20 hesabıyla, 1.5-2 milyar TL olması gerekirdi. Akılcı harcamalarla da, bugün için, toplam sağlık giderlerini 20-25 milyar TL’ de tutmuş olsaydık, ilacın toplam miktarı da, 3-5 milyar TL arasında olmalıydı.
İlaç harcamalarından, kamu olarak 10 milyar TL daha fazla tasarruf etmek mümkündü.
Bu nasıl olabilirdi ?
Öncelikle, popülizm zihniyetinden uzak durarak. Bir kere, ödeme kapsamındaki ilaç sayısını sınırlamak gerekir. Çoğu ülke, bu miktarı 200 civarında sınırlamış durumdadır. Bildiğimiz kadarıyla, bizde 7000’ lere yaklaşmaktadır. Devletin görevi, temel sağlık giderlerini karşılamaktır. Devlet her şeyi karşılayamaz ve karşılamamalıdır da. Zaten buna gücü yetmez.
Temel giderler dışındaki harcamalara, vatandaşın da katılımı gereklidir ve zorunludur. Tüm ülkelerde de durum böyledir. Pratikte bunun uygulaması, ödeme kapsamındaki ilaç sayısının sınırlanması ve bir kısım ilaçlarda, değişen oranlarda katılım paylarının alınmasıdır.
Böyle bir politikayı benimsemediği takdirde, Türkiye gereksiz sağlık giderlerini de düşüremez, borçtan da kurtulamaz. Ayrıca, böyle bir politikayı benimsemeyenlerin de, Türkiye’ ye ve topluma iyilik ettiklerini söylemek mümkün değildir.
4. Performans Sistemi ve Personel Politikası Nasıl Olmalıydı ?
Türkiye’ de, şu anda 110.000 civarında hekim bulunmaktadır. Sürdürülen politikalarla, hekimlerin büyük çoğunluğu kamuya, ağırlıklı olarak da devlet hastanelerine döndürülmüştür. Bugün için, ülkemizdeki toplam hekimlerin 80.000-90.000’ inin kamuda çalıştığını söyleyebiliriz.
Türkiye’ de, 1925’ lerden itibaren izlenen politikalarda, hekimlere kamu hizmeti karşılığında mütevazi bir ücret ödenmiştir. Bugün için bu miktar da, 2000-3000 TL arasında bir ücrettir. Buna karşılık, 8 saatlik çalışmadan sonra, muayenehane açma hakkı verilmiştir. Bu, akılcı bir uzlaşma politikasıdır. Devlet şöyle demektedir: “Bu ücrete 8 saat bana çalış. Ondan sonra da, istersen git muayenehanede kendine çalış. Ama, istemiyorsan da, benim sana vereceğim bu kadardır.”
Cumhuriyet tarihi boyunca da, hekimler bu çalışmayı genelde benimsediler. Çok çalışan kazandı, çalışmayan kazanamadı. Ama en önemlisi, hekimlerin devlete ciddi bir ekonomik yükü olmadı. Aslında bu durum, oldukça akıllı bir uzlaşma politikasıydı.
Son dönemde izlenen, sağlık politikaları ise, sağlık giderlerinde büyük bir ekonomik bedel oluşturuyor. Performans sistemi adı altında getirilen ödemelerle, bir hekimin maliyeti, ortalama 2000-2500 TL civarından, yaklaşık 6000-7000 TL’ lere yükselmiş durumdadır. Hekim başına, bu maliyet yaklaşık 4000-5000 TL civarında artmıştır. 80.000-90.000 hekim için bu miktarı düşünürsek, ayda 320-450 milyon TL’ lik bir fazla ödeme oluşmaktadır. Bu miktar, yılda 4-5.5 milyar TL’ yi bulmaktadır. Hekimlere bu miktarlar verilince, diğer sağlık personelinin de tepkisi oluşmuş ve onlara da verilmeye başlanmıştır. Bu giderler de, 200.000-300.000 personel için, tahminen yılda 2-3 milyar TL’ yi bulmaktadır. Toplamda 7-9 milyar TL’ yi bulan bu fazladan ödemeler, giydirilmiş (brüt) haliyle, yılda 10 milyar TL’ nin oldukça üzerine çıkmaktadır. Bu giderler, eski yıllarda olmayan giderlerdir.
Bu giderin neden oluştuğunu irdelersek; çoğu kişinin kanaati, muayenehaneleri kapatma takıntısından dolayıdır. Muayenehaneleri kapattırabilmek için, bir taraftan, muayenehanelere yerine getirilmesi neredeyse olanaksız koşullar getirilerek baskı uygulanmış, diğer taraftan da,hekimlere “performans ödemesi” adı altında, cazip gelebilecek bir yem sunulmuştur. Sonunda, hedefte de başarılı olunduğunu söyleyebiliriz. Muayenehanelerin çoğu kapanmıştır. Hedefe ulaşılmıştır. Ama şimdilik-kaydıyla.
Burada sorulması gereken soru şudur: Sırf muayenehaneleri kapattırmak için, yılda 10 milyar TL gibi bir miktarı harcatmak gerekir miydi? Böyle bir bedeli, bu ülkeye ödetmeye kimin hakkı vardır ? Sırf bu muayenehane takıntısını yerine getirmek için, 10 milyar TL civarında bir miktarı harcamak ne ölçüde akılcıdır ? Bu para, kendi paranız olsa harcar mısınız ? Ülkenin parasını böylesine harcatmak hakkını nereden alıyorsunuz ? Ülkeyi gereksiz harcamalarla borçlandırmanın rahatsızlığını duymuyor musunuz ?
5. Yaklaşık 20-25 Milyar TL’ lik Tasarrufun Kaynağını,
Nasıl Gösterebilirsiniz ?
Açıkladığımız üzere, yaklaşık 10 milyar TL’ si ilaç harcamalarından, 10 milyar TL’ si de, hastanelerde “performans” adı altında yapılan fazla ödemelerden sağlanabilirdi.
Bunun dışında, gereksiz bina yapımları, savurgan “kampüs” yapımları, ölçüsüz ambulans adımları, domuz gribi aşısı gibi, yanlış ve ölçüsüz harcamaları hesapladığımız zaman, yılda 20-25 milyar TL’ lik tasarruf hiç de hayal değildir.
6. Sağlıkta Yapılan Harcama, Ne Tür Bir Harcamadır ?
Tamamıyla bir tüketim harcamasıdır. 45 milyarın 16 milyarının ilaca, yaklaşık 15 milyarının personel giderlerine harcandığını göz önüne alalım. 45 milyar TL’ nin, 20-25 milyar TL’ sinin gerekli ve zorunlu olduğunu kabul edelim. Ama en az yarısı, 20-25 milyar TL’ si, ille de gerekli ve zorunlu olan bir harcama değildir. İlaca giden kısmın büyük bölümü dışarıya ödenmiştir ve cari açığı artırmıştır. Performans ödemeleri de, yenilmiş içilmiş ve paylaşılmıştır.
Yani, tümüyle tüketim harcamasıdır. Kalkınmaya hizmet etmez. Sanayiyi ayağa kaldırmaz. Reel sektörün derdine ilaç olmaz. Ülkeye kalıcı eserler kazandırmaz. Aksine, ülkeyi borçlandırır. Açığı artırır. Ekonomiyi olumsuz etkiler. Geleceğimizi zora sokar. Sonunda tüm toplum bundan zarar görür.
7. Akılcı Bir Sağlık Sisteminde, Üniversite Hastaneleri
Ne Durumda Olurdu ?
Şu anda, ülkemizdeki üniversite hastanelerinin çoğunluğu borç batağında, bazıları fiilen iflas etmiş durumdadır.
Halbuki üniversite hastaneleri, bundan 7-8 yıl öncesine kadar, fazla ekonomik sorunu olmayan bilimsel olarak itibarlı ve sağlık sisteminde en ileri halkada yer alan hastaneler durumundaydı.
Şimdi ise, giderek bu konumlarını kaybetmekteler. Ekonomik çıkmaz, ellerini kollarını bağlıyor. Birçok işlemi yapamaz hale geliyorlar. Giderek düz hastaneler durumuna dönüşüyorlar. Bu ortam, kaliteli kadroların ayrılmasına neden oluyor. Son olarak, KHK ile getirilen düzenlemeler, bu süreci daha da anlamsız hale getirmiş durumdadır.
Üniversite hastanelerinin bu duruma getirilişinin nedenlerinden birisi, fiyat politikasında özgürlüklerinin ellerinden alınışıdır. Ve düz hastanelerle bir tutuluşlarıdır. Halbuki, üniversite hastaneleri özellikli ve her yerde yapılmayan işlemleri yapmaktadırlar ve bu işlemlerin bedelleri, rutin işlemlerden farklıdır. Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) fiyatları, bu özellikli işlemlerin bedellerini yansıtmaktan oldukça uzaktır, ya da bu tür işlemler, SUT fiyatlarında yer almamaktadırlar. Üniversitelerin, bu tür özellikli işlem bedellerini farklı olarak tayin edebilmelerine ve bir fark alabilmelerine olanak tanınsaydı, bugün borç batağında ve iflas sınırında olmazlardı.
Üniversitelerde kan kaybına yol açan diğer faktörlerden birisi de, hekimlerle ve öğretim üyeleriyle uzlaşmazlık ve kavga politikasıdır. Yürütülen sağlık politikasında, üniversite öğretim üyeleri ile, eğitim hastanelerindeki şefler hasım gibi algılanmakta, ve hizaya getirilmeleri gerektiğine inanılmaktadır. Bu uzlaşmazlık ve kavga politikası, onların tüm faaliyetlerini sınırlama ve neredeyse, durdurma noktasına getiren yasa ve yönetmelikler çıkarılmasına neden olmuştur. Türkiye’ nin en deneyimli ve birikimli kadrolarından bir kısmı, bu huzursuzluk ve yıldırma ortamından rahatsız olarak, ayrılma yolunu seçmektedirler.
Halbuki, üniversitelerin fiyat politikalarında, onlara tanınacak belirli bir özgürlük, ve kadroları yönünden de hekimlere tanınacak, isteyenlerin belirli süreli üniversiteye, belirli sürede başka kuruluşlarda çalışmalarına olanak tanıyacak düzenleme, onları bugün çok daha az sorunlu, çok daha huzurlu ve ekonomik olarak da, ayakları üzerinde duran bir konuma getirebilirdi.
8. Özel Hastaneler Ne Durumda Olurdu ?
Açık söylemek gerekirse, şu anda, ülkemizde ihtiyacın üzerinde özel hastane açılmış durumdadır. Türkiye’ nin sağlık sistemi, hastanecilik üzerine kurulmamalıydı. Ancak, bir dönem, özel hastane yatırımları alabildiğine desteklendi ve çok sayıda özel hastane faaliyete geçirildi.
Bununla birlikte, şu anda özel hastaneler de sıkıntılı bir çalışma sürecindeler. Çoğunluğu, yasal anlamda illegal duruma düşmüş durumdalar. Yasal olarak, SGK fiyatlarından % 30-70’ ten fazla fark alamazlar. Ancak, önemli kısmı, bu sınırları uygulayamıyorlar ve % 200-600’ ler arasında farklar alıyorlar. Almasalar, batacaklar. Kulislerde, bu nedenle 16.000’ den fazla şikayet olduğu, ancak yetkililerin önemli bir işlem yapmadığı söyleniyor. Çünkü, yetkiler de biliyor ki, bu kuruluşların fark almadan ayakta kalma şansları yok.
Ayrıca, gece ve tatil nöbetleri de, genellikle asistanlar ve son yasaklarla, çalışma yetkisi olmayan uzmanlar tarafından yürütülüyor. Bunlara da göz yumuluyor, çünkü başka türlü hizmeti yürütebilme şansları bulunmuyor.
Burada suç hastanelerin değil, gerçekçi olmayan düzenlemelerle, onları yaşamak için bu duruma sürükleyenlerindir. Özel hastanelerde, fark alabilmeye sınır konulmamalıydı. Çünkü özel hastanelere vatandaşlar zorla gelmiyor. İsterlerse geliyorlar. İstemezlerse de gelmemekte özgürler. Gelince de, gönüllü olarak bir fark ödemeyi kabul ediyorlar. O zaman gönüllü olarak farkı kabul etmiş insanları yasaklamanın bir anlamı yok.
9. Ayaktan Tanı ve Tedavi Kuruluşlarına Yaklaşım Nasıl Olmalıdır ?
Şu anda ülkemizde, genel anlamda hastanecilik sistemi destekleniyor. SGK, çoğunlukla hastanelerle sözleşme yapıyor. Poliklinikler, muayenehaneler, laboratuvarlar ve görüntüleme merkezleriyle sözleşme yapılmıyor. Bu kuruluşlar, adeta sağlık sistemi tarafından tanınmamakta ve dışlanmış bulunmaktadırlar.
Bu yaklaşım akılcı değildir. Çünkü, bir hastanın maliyeti ayaktan tanı ve tedavi kuruluşlarında, hastanelere göre daha ekonomiktir. Bu nedenle de tüm dünyada ülkeler, olabildiğince hastaların sorunlarını ayaktan tanı ve tedavi kuruluşlarında çözmek ve hastaları hastanelere göndermemeye çalışmaktadırlar.
Akılcı olan, SGK’ nın standarda uyan tüm sağlık kuruluşlarıyla sözleşme yapmasıdır. Buna poliklinikler, laboratuvarlar ve muayenehaneler de dahildir. SGK’ nın ödeyeceği miktar sabit ve belirlidir. Bu miktarı kabul eden tüm kuruluşlarla sözleşme yapılmalıdır. Bununla birlikte, fark alabilmek de serbest bırakılmalıdır. Hastalar, özgür iradeleriyle istedikleri hekimi, gönüllü olarak fark ödemeyi kabul ederlerse seçebilmelidirler. Her türlü zorlama ve kısıtlama kaldırılmalıdır. Gönüllü ve özgür bir sistem kurulmalıdır.
10. Genel Sağlık Sigortası (GSS) Tam Olarak Uygulanmalıdır
Şu anda, GSS’ nin tam olarak uygulandığını söylemek oldukça zordur. Halbuki, GSS’ nin temel ilkesi, vatandaşın istediği hekim ve sağlık kuruluşunu seçebilmesi ilkesidir. Şu anda bu ilkeden oldukça uzaktayız. SGK’ ya sağlık primi ödemesine rağmen, bir vatandaş, bir muayenehane hekimini seçememektedir. Bir tıp laboratuvarını ya da bir polikliniği de seçemez. SGK’ dan yararlanabilmesi için ya bir hastaneye, ya da bir tıp merkezine gitmek zorundadır.
Akılcı bir sağlık sisteminde, GSS tam olarak uygulanmalıdır. SGK, prim ödeyen vatandaşları temsilen, standarda uyan tüm sağlık kuruluşlarıyla sözleşme yapmalı ve vatandaşlara istediği hekimi-sağlık kuruluşunu seçme hakkını tanımalıdır.
11. Hekimlere ve Muayenehanelere Yaklaşım Nasıl Olmalıdır ?
Hekimler, sağlık sisteminin en önemli bileşenleridirler. Onları hasım görerek ve onlarla kavga edilerek verimli hizmet alınamaz. Umutsuz, moralsiz, mutsuz ve küskün hekimlerden yarar sağlanamaz.
Akılcı olan, hekimlerle barışma ve uzlaşmadır. Hekimler, belirlenen süreler boyunca, örneğin günde 7-8 saat kamuya çalışabilirler. Bu süreden sonra da, ya yine kamuda, ya başka bir kuruluşta, ya da kendi adlarına muayenehanelerinde çalışabilmelidirler.
12. Katılım Payı Konusu Nasıl Olmalıdır ?
Temel düzeyde zorunlu sağlık hizmeti, tüm vatandaşlara ücretsiz ve fark almadan sunulmalıdır. Bu hizmetin sunum alanı, kamu kurumlarıdır.
Özel kuruluşlar ise, sağlık hizmetini fark almadan sunamazlar. Çünkü, kamu kuruluşlarında olmayan gider kalemlerine sahiptirler. Kira, personel ücreti, vergi gibi. Bu giderler, % 30-70 fark alınarak da kapatılamaz. SGK fiyatlarına, ortalama % 120-160 fark eklenerek, ancak maliyetler dengelenebilir. Her kuruluşun da maliyeti farklıdır.
Bu nedenle, SGK ile sözleşmeli özel kuruluşların fiyat politikası serbest olmalıdır. Çünkü, bu kuruluşlara başvuru zorunlu değildir ve isteyen vatandaşlar, gönüllü olarak, fark ödeyerek bu kuruluşlara başvurabilirler. İstemezlerse de seçmezler. Zorlamalar ve kısıtlamalar kaldırılmalıdır.
13. Tamamlayıcı Sigorta Konusuna Nasıl Yaklaşılmalıdır ?
Hükümet programında olmasına rağmen, herhangi bir adım atılmadığını görüyoruz.
Gerçekte tamamlayıcı sigorta, sağlık sisteminin en önemli finansman ayaklarından birisidir. SGK ve kamu, sağlık giderlerinin tümünü karşılayamaz. Giderlere, vatandaşların da belirli oranda katılmaları gereklidir. Böylelikle, SGK’ ya ödenen prime ek olarak, vatandaşlar tarafından bir miktar daha sağlık primi ödenecek ve daha iyi bir sağlık bütçesi oluşacaktır. Bu miktar ile de, daha yeterli ve kaliteli bir sağlık hizmeti sunulacaktır.
Hem sağlık hizmetlerinin finansmanının, halkın gönüllü katılımıyla güçlendirilmesi, hem de daha kaliteli bir sağlık hizmetinin sunulabilmesi amacıyla, tamamlayıcı sigorta adımlarının hızlandırılmasını beklemekteyiz.
14. Sağlık Kampüsleri Akılcı Mıdır ?
Son dönemde, çok büyük ve milyar dolarlık sağlık kampüslerinden söz ediliyor. Büyük şehirlerde bir ya da birkaç yerde bu kampüslerden kurulacağı belirtiliyor.
Bu kampüslerle ilgili detaylar çok açık değildir. Ancak, genel anlamda bazı şeyler söylenebilir. Bir kere, Türkiye’ nin, çok fazla hastaneye gereksinimi varmış gibi görünmüyor. Var olanların tadilatı ve iyileştirilmesi, daha az masraflı olacaktır. Ayrıca, daha akılcı olan, hastanelerden çok, ayaktan tanı ve tedavi kuruluşlarının desteklenmesidir. Bu yol daha akılcı ve ekonomik bir yoldur.
Basında çıkan sınırlı haberlerde, her bir kampüs için birkaç milyar dolarlık harcama yapılacağı yazılmaktadır. Bu harcamaların çok da gerekli olduğunu düşünmüyoruz. Çünkü miktarlar çok yüksek görünmektedir. Şu anda, böyle bir borçlanmaya gerek yoktur.
Ayrıca, bu tür kampusler, çok fazla insanın, şehrin bir ucundan diğerine trafikte hareketi sonucunu doğururlar. Bu durum, pahalıdır ve yeni çevre sorunları üretecek potansiyele sahiptir. Akılcı olan, sorunların olabildiğince mahallinde çözülmesidir.
Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir