EKONOMİDE YAPISAL TEDBİRLERDEN NE ANLIYORUZ?

EKONOMİDE YAPISAL TEDBİRLERDEN NE ANLIYORUZ?
Yapısal Tedbirler Neden Gündeme Geliyor?
Tüm yerli ve yabancı uzmanlar, Türk ekonomisinin kırılgan yapısının giderilmesi, kriz tehdidinin ortadan kaldırılması ve kalıcı bir büyüme sürecine girilebilmesi için, ekonomide yapısal tedbirlerin zorunlu olduğunu defalarca açıkladılar.
Biz, neredeyse 30 yıldır bu yapısal tedbirler lafını duyuyoruz.
Ancak bir türlü, yapısal tedbirler gereken oranda yerine getirilemedi.
Yapısal Tedbirler Neden Yeterince Gerçekleştirilemiyor?
Bizce en büyük neden populizm.
Sık sık yapılan seçimler ve seçim ortamları, seçim kazanma kaygısı popülizmi canlı tutmaktadır.
Politikacılar, yerine getirilmesi gereken önlemleri açıkça belirtmekten çekiniyorlar. Yeterince açık ve dürüst politika izlemiyorlar (ya da izleyemiyorlar). Bunun yerine, kendilerine seçim kazandıracak ve oy getirecek, ucuz ama gerçekleştirilmesi olanaksız sloganları seçiyorlar.
“Asgari ücreti 2500 TL yapacağız” gibi.
“Kıdem tazminatı kırmızı çizgimiz” gibi.
“Her bayramda biz de şu kadar ikramiye vereceğiz” gibi.
Böyle popülist bir zihniyetle, yapısal tedbirleri gerçekleştirebilmek oldukça zor.
Öyle olunca da, sorunlar ertelendikçe erteleniyor, Türkiye’nin sorunları çözülmüyor ve derinleşiyor.
EKONOMİDE YAPISAL TEDBİRLERİ GERÇEKLEŞTİREBİLMEK İÇİN NE GEREKİYOR?
1. Öncelikle Zihniyet Değişikliği Gerekiyor
Önyargısız, sıfırdan berrak bir kafa ile masaya oturmak gerekiyor.
2. Açık, Samimi ve Dürüst Bir Yaklaşım Gerekiyor
Bütünüyle açık, samimi ve dürüst bir yaklaşım gerekiyor. Takiyyeden ve ikiyüzlülükten uzak bir yaklaşım ve gerçekleri açıklayabilme cesareti gerekiyor.
3. Populizmi Bırakmak, Zorunluluk Gerektiriyor
“Aman seçmenimi hoş tutayım, taraftarımı memnun edeyim” yaklaşımı yerine, “Türkiye’nin ihtiyaçlarını yerine getirmeliyim” sorumluluk düzeyine evrilmek, küçük insan tavrından büyük insan tavrına terfi etmek gerekiyor.
4. “Ben” ve “Biz” Değil, “Türkiye” Olgusu Öne Çıkmalı
“Benim çıkarım” ya da “Bizim örgütün çıkarı” değil, “Öncelikle Türkiye’nin çıkarı” sloganı etrafında toplanmak gerekiyor.
5. Konsensus Gerekiyor
“Öncelikle Türkiye’nin çıkarları gelir” anlayışı doğrultusunda, tüm iktidar partisi ve organları ile, tüm muhalefet partilerinin, ideolojik ayrım gözetmeden tüm sendikaların, sivil toplum örgütlerinin, yazar-çizer takımının, kamuoyu fikir önderlerinin, konsensus oluşturması ve uzlaşması gerekiyor. Daha sonra da, halkın çoğunluğunun aydınlatılması ve ikna edilmesi gerekiyor.
Türkiye gibi kozmopolit bir toplumda, herkesi ve her kesimi ikna etmek mümkün olmayabilir. En azından, belirli bir anlayışta, çoğunluğun ikna edilmesi ve birlikte davranışı gerekiyor.

EKONOMİDE YAPISAL TEDBİRLER NE İÇİN GEREKİYOR?
Başlıca amaçlar şöylece sıralanabilir:
1. Yabancı sermayenin Türkiye’ye çekilebilmesi ve doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının artışının sağlanması için,
2. Firmaların güçlenebilmesi, reel sektörün uluslararası rekabet şansının artırılabilmesi ve markalar yaratılabilmesi için,
3. Ülkede kalıcı ve sürekli büyümenin sağlanabilmesi, krizlere dayanıklı bir ekonominin oluşması için,
4. Bütçe açığı ve cari açığın azaltılması, ihracatın artırılması, üretim/ tüketim dengesinin kurulabilmesi için,
5. Sonuç olarak, Türkiye’nin büyüme ve kalkınmasının hızlanması için.

SON AÇIKLANAN YAPISAL TEDBİRLER YETERİNCE AYDINLATICI MIDIR?
Maalesef hayır.
Biz, dönem dönem çeşitli yetkililer tarafından açıklanan yapısal tedbirlerin, yeterli kapsamda olduğunu ve açıklık içerdiğini düşünmüyoruz.
Genelde açıklamalar, muğlak ve bulanık ifadeler içeriyor.
Can alıcı bazı konuları içermiyor.
Zaten bu nedenle de, yerli ve yabancı kişi ve kuruluşlar, ısrarla yapısal tedbirlerin alınması gerektiğini belirtip duruyorlar.
Çünkü, halen bu tedbirler yeterince alınmamış durumdadır.

YAPISAL TEDBİRLERDEN NEYİ ANLIYORUZ?
Dolambaçlı yollara kaçmadan, açık ve dürüst olarak belirtelim.
Yapısal tedbirlerin başlıcaları şöylece sıralanabilir:
1. Firmalar Sermaye Birikimi Sağlayabilmelidir
Firmaların kar edebileceği, sermaye birikimi sağlayabileceği, büyüme gösterebileceği ve uluslararası düzeyde rekabet edebileceği koşulların altyapısı oluşturulmalıdır.
2. Şirketlerin Kuruluş, İşleyiş ve Tasfiye İşlemleri Kolaylaştırılmalıdır
Bu konudaki bürokratik engeller, kademeler ve masraflar azaltılmalıdır.
3. Vergi Yükü Azaltılmalıdır
Şirketler üzerindeki vergi yükleri azaltılmalıdır.
4. İşçilik Maliyetleri Azaltılmalıdır
Ücret üzerindeki SGK vergi yükü azaltılmalıdır. Asgari ücrete esneklik getirilmelidir. Esnek çalışma alternatifleri getirilmelidir.
5. Kıdem Tazminatı Sorunu Çözülmelidir
Getirilecek yapısal tedbirlerin, en önemli ve birincil maddesi budur. Çoğu ülkede olmayan bu madde, Türkiye’de çok ağır koşullar içermektedir ve firmaların batışının birincil nedenidir. Diğer tüm maddeler yerine getirilse bile, bu madde yerine getirilmediği sürece, Türkiye’ye ne yabancı sermaye gelir, ne reel sektör ayağa kalkabilir, ne de firmalar büyüyebilir ve uzun ömürlü olabilirler.
Bu madde, yapısal tedbirlerin olmazsa olmaz maddesidir. Bu nedenle, kıdem tazminatı yükü, kesinlikle firmaların üzerinden alınmalı, ya devlete, ya da bir fona devredilmelidir.
6. İş Mahkemelerine Güvenilirlik ve Standart Getirilmelidir
İş Mahkemeleri, güvenilirlik ve objektiviteden uzak basmakalıp kararlar almaktadırlar. Yüz kızartıcı suçlarda bile, işçiyi haklı çıkarmaktadırlar. %98 oranda işverenin haksız çıkarıldığı bir İş Mahkemesi düzeninde, yabancı sermayenin güven duyarak gelmesi olanaksızdır.
7. Çalışma Yaşı 65 Üzerine Çıkarılmalıdır
Aynen benzer ülkelerde olduğu gibi.

8. Mevcut Tatillerde Uzatma Yapılmamalıdır
“2-3 güne 2-3 gün daha ekleyelim, tatili 9 güne çıkaralım” gibi populist uygulamalar, Türkiye’nin üretim gücünü düşürmekte ve firmaları çok zor durumda bırakmaktadır.
Bu tür uygulamalardan uzak durulmalıdır.
9. Finansmana Erişim Kolay ve Ucuz Olmalıdır
Yatırım yapılabilmesi için, firmaların finansmana kolay erişebilmeleri ve makul düzeyde faiz ödemeleri gerekmektedir. Uygun koşullar sağlanmalıdır.
10. Kamu Kurumlarının Güvenilirliği Sağlanmalıdır
Kamu kurumlarının yönetimleri, güvenilir ve ciddi hale getirilmelidir. Bu kurumların zamanında ödeme yapmaları sağlanmalı, gecikmelere yaptırım getirilmelidir.
11. Kamu ve Özel Arasında Hukuki Eşitlik Sağlanmalıdır
Türkiye’de, kamu kurumları ile özel kurumlar arasında, derin bir ilişki adaletsizliği vardır. Örneğin, bir kamu kurumu (üniversite veya devlet hastanesi), 3 yıl bile ödemesini yapmasa, ihale ile bu kuruma ürün sağlayan firma hiçbirşey yapamamaktadır. Alacağı için, icra koyamamakta ve alacağını tahsil edememektedir.
Buna karşılık firma, ürün sağlamayı 1 gün bile geciktirse, hastanede tutulan bir tutanakla, tüm kamu kurumlarında ihale yasaklısı durumuna düşmektedir.
Kamu ve özel kurumlar arasındaki tek yönlü, adaletsiz ve haksız bu ilişki düzeltilmeli, ve hukuki eşitlik sağlanmalıdır.

SONUÇ
Ekonomik yapısal tedbirlerden bizim anladığımız bu şekildedir.
Düşüncelerimizi açık ve yalın biçimde, özet olarak ifade etmeye çalıştık.
Gerisi, artık bunları gerçekleştirmekle görevli kişi ve kuruluşlara kalmaktadır.
Umarız birlikte mesafe kaydederiz.

04/09/2018
Prof. Dr. Paşa Göktaş

Mail: pasagoktas@gmail.com

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

YABANCI SERMAYENİN TÜRKİYE’YE GELMESİ İÇİN ÖNERİLERİMİZ

TÜRKİYE’DE ŞİRKET YÜRÜTMENİN KOŞULLARI ÇOK AĞIRDIR
Yıllardır konuşup duruyoruz.
Yabancı sermaye yatırımlarını Türkiye’ye çekelim diye.
Ancak, yalnızca konuşuyoruz.
Başarılı olamıyoruz.
Çünkü gereken yapısal dönüşümleri yapmıyoruz. Sürekli erteliyoruz. Altyapıyı hazırlamıyoruz.
Yabancı sermaye de, istediğimiz ölçüde gelmiyor.
Mevcut altyapıyla, bundan sonra da gelmez.
Bundan emin olabilirsiniz.
Şu anda, yabancı sermayenin gelişini cezbedecek hiçbir koşul bulunmuyor.
Onlar da Türkiye’yi gözlüyorlar ve görüyorlar ki, var olan şirketler bile yaşayabilmek için binbir güçlükle savaşıyorlar.
Görüyorlar ki, Türkiye’de firma yürütebilmek oldukça zor iş.
O zaman niye gelsinler? Niye dertsiz başlarını derde soksunlar? Niye risk alsınlar?
Bu soruyu açık ve dürüstçe sormamız ve dürüstçe de tartışmamız gerekiyor.

Bu Konu İdeolojik Olarak Yaklaşılabilecek Bir Konu Değildir
Yabancı sermayenin getirilmesi konusu, ideolojik olarak yaklaşılabilecek bir konu değildir.
Bugün için dünyadaki tüm ülkeler, yabancı sermaye yatırımlarını kendi ülkelerine çekebilmek uğraşındadırlar.
Çünkü, yabancı sermaye her ülke için yatırım ve büyüme demektir. Büyüme de, zenginlik ve refah artışı demektir.
Tabii ki, yabancı sermaye yatırımları doğru biçimde üretime ve büyümeye kanalize edilebilirse.
Yunanistan’ın yaptığı gibi yeme-içmeye, bol keseden harcamaya yöneltilmezse.
Populist amaçlarla, üretici sektör yerine tüketime ve paylaşıma yönelip, boşuna borçlanma durumuna düşülmezse.
Gördüğümüz kadarıyla bu konu, Türkiye’de açık ve samimi şekilde tartışılmış bir konu durumunda değildir. Bu nedenle de toplumumuz, yabancı sermayenin avantaj ve dezavantajları, kalkınmada oynayacağı rol hakkında yeterince bilgi sahibi durumunda da değildir.
Bu nedenle de, yabancı sermayenin Türkiye’ye gelmesi için gerekli olan yapısal düzenlemelerin gerekliliği konusunda da, bilgili ve hazır değildir. Bilgili ve hazır olmayınca da, yapısal önlemlere olumlu bakması ve rıza göstermesi de kolay değildir.
Ne iktidar bu konuda yeterince bir hazırlama ve aydınlatma çalışması yapmış durumdadır, ne de muhalefet. Aslında, muhalefetin bu konuda hiçbir düşünce ve programı ortaya konulmadığı gibi, yapısal önlemlerin çoğunluğuna bilinçsiz olarak karşıt yaklaşımı gözlenmektedir.
Böyle olunca da, gelişme göstermemiz zor görünmektedir.

TÜRKİYE’DE ŞİRKET YÜRÜTMEK NEDEN ZORDUR?
Bunu anlamak için, bir şirket yürütmeniz gerekiyor.
Yoksa sorunları kavramanız gerçekten zor.
Uzaktan eleştirmek ve suçlamak çok kolay.
Üç kişiyi yönetme becerisi olmayan kişilerin, parti başkanı olduğu bu ülkede, bu deneyimsizlik nedeniyle, ucuz ve sorumsuz eleştiriler kol gezmektedir.
Türkiye’de Firmaların Ana Sorunları Nelerdir?
1. Kuruluş Formaliteleri Bir Hayli Yorucudur
Bir şirket kuruluşu için gereken bürokratik formaliteler, bir hayli yorucu ve masraflı durumdadır. Hükümet, son dönemde bunları azaltsa da, halen uzun ve yorucu olduğu belirtilmektedir.
2. Vergiler Yüksektir
Firmaların her ay ödemekle yükümlü olduğu Kurumlar Vergisi, KDV, muhtasar, SGK gibi vergiler oldukça yüksektir. Firmalar, bunları ödemeye çalışmaktan başlarını kaldıramamaktadırlar.
3. İşçilik Maliyetleri Yüksektir
Türkiye’de, işçilik maliyetleri oldukça yüksektir. Çoğu sektör için, asgari ücretin de yüksek olduğu belirtilmektedir. Bunun dışında, ücret dışında ödenen vergiler de yüksektir. Normal ücretin yaklaşık %70’i civarında da, vergiler ödenmektedir.
4. Kıdem Tazminatı Yükü, Diğer Ülkelerde Olmayan Önemli Bir Yüktür
Çoğu ülkede, işveren üzerinde, kıdem tazminatı benzeri bir yük bulunmamaktadır.
Böylesine bir ödeme ya hiç yoktur, ya da bağımsız bir fon tarafından yürütülmektedir. İşveren, bu yükle doğrudan karşı karşıya gelmemektedir.
Türkiye’de ise firmalar, oluşan bu yükü karşılamakta büyük güçlük çekmektedirler.
5. Kar Edebilen Firmalar Üzerinde Bürokrasi Baskısı Bulunmaktadır
Öyle ya da böyle, bir miktar kar edebilen firmalar üzerinde de, çoğu zaman bir bürokrasi baskısı oluşmaktadır. SGK, vergi daireleri, belediyeler yer yer usulsüz ve keyfi cezalarla, oluşan karlara ortak olmak istemektedirler. Kar etmek suç gibi işlem görmektedir.
6. Uzun Tatiller Şirketleri Zor Duruma Düşürmektedir
İktidarların ve halkın popülizm eğilimi güçlüdür.
Türkiye’de, tatil günleri sayısı zaten oldukça fazladır. Bu yetmezmiş gibi, her tatil gününün önüne ve sonuna birkaç gün eklenerek, 9 günlük uzun tatiller oluşturulmaktadır.
Bu kararlar alınırken üretimi, üretici sektörün durumunu ve firmaların koşullarını düşünen yoktur. Politikacılar, halk kuyrukçuluğunu tercih etmektedirler.
Bu dönemlerden firmalar büyük zarar görmektedirler.
7. Finansmana Erişmek Zor ve Pahalıdır
Türkiye’de, finansmana erişim oldukça zordur. Bankalar, kredi kullandırabilmek için çok zor koşulları dayatmaktadırlar. Kredi kullandırdıkları zaman da, oldukça yüksek faizlerden bedel ödetmektedirler.
2001 yılından itibaren, her yıl %20-40 karlılık gösteren ve her yıl büyüyen tek sektör finans sektörüdür. Bunun dışında, sürekli pozitif bilanço gösteren bir sektör yoktur. Bu durum da, dengesizlik ve çarpıklığı açıkça göstermektedir.
8. Kamu Kurumlarından Alacaklar, Bankalarca Teminat Olarak Kabul Edilmemektedir
İlginç bir durum da, firmaların kamu kurumlarından, devlet ve üniversite hastanelerinden olan kesinleşmiş alacaklarının bankalarca ve hatta kamu bankaları olan Ziraat, Halk ve Vakıflar Bankası tarafından teminat olarak kabul edilmemesi ve temlik edilmemesidir.
Alacaklarını teminat olarak gösteremeyen firmalar, finansman sağlamakta zor durumda ve çaresiz kalmaktadırlar.
9. Yasal Zeminde Firmalar, Kamu Kurumları Karşısında Eşit Haklara Sahip Değildirler
Kamu kurumlarına hizmet sunan firmalar, kamu kurumları ile ilişkilerinde eşit haklara sahip değildirler.
İlişkilerde, kamu kurumları lehine, firmalar aleyhine adaletsiz ve suistimallere açık bir ilişki bulunmaktadır.
Örneğin, bir devlet hastanesine ya da üniversite hastanesine, kit karşılığı cihaz kurarak hizmet sunma ihalesini 2 yıllığına kazanmış olan bir firma, mal tedarikinde bir sorun yaşasa ve kitlerden birisini geciktirse, hastane yönetimi tarafından ihale yasaklısı haline getirilerek bir yıl boyunca tüm kamu kurumu ihalelerinden men edilebilmektedir.
Hastane yönetimlerinin ve uzmanlarının firmaları kolayca ihale yasaklısı haline getirebileceği çok sayıda durum bulunmaktadır.
Buna karşılık, hastane yönetimleri, ihale sözleşmesinde belirtilen ödeme süresi içinde, verilen malzeme ve hizmetin bedelini ödemediği takdirde, firmaların yapabileceği hiçbir şey yoktur.
Geç ödemenin karşılığı olarak, gecikme faizi uygulanamamaktadır.
Örneğin, sözleşmede 180 gün ödeme süresi var iken, bu süre aşılıp 2-3-4 yıl süreler geçtiği halde ödeme yapmayan hastanelere, firma alacakları için haciz de konulamamaktadır.
Çünkü, “kamu malı haciz edilemez” maddesinin arkasına sığınılmaktadır.
Firmalar boynunu bükerek, çaresiz beklemektedirler. Çoğu firma bu süreçte iflas etmiş durumdadır.
Firmalar, hiç ödeme yapılmasa bile, ihale süresinin sonuna kadar hizmeti sürdürmek durumunda kalmaktadırlar. Hizmeti durdurma gibi hakları yoktur. Eğer durdururlarsa, 1 yıl boyunca tüm kamu kurumu ihalelerinden yasaklı duruma düşmektedirler.
Bu adaletsiz ve tek yanlı ilişki var olduğu sürece, hangi yabancı firma gelir de Türkiye’ye yatırım yapar?
Tabii ki gelmeyecektir.

SONUÇ: FİRMALAR BÜYÜYEMEMEKTE VE SERMAYE BİRİKİMİ SAĞLAYAMAMAKTADIRLAR
• Vergi daireleri firmaların ürettiği işin ortağıdır
• SGK, firmaların ortağıdır
• İşçiler firmaların ortağıdır
• Belediyeler firmaların ortağıdır
• Bürokrasi firmaların ortağıdır
• Bankalar ve finans kuruluşları, kredi ve faizler nedeniyle firmaların ortağıdır.
• Sağlık Bakanlığı, Çevre Bakanlığı gibi kuruluşların getirdiği ölçüsüz kurallar, onları da ortak durum una getirmektedir.
Bu kadar ortağa para yetiştirmeye çalışan firmalar, kar edememekte ve sermaye birikimi sağlayamamaktadırlar. Giderek borçlanmakta, ve negatif zarar bilançoları ile çıkmaza sürüklenmektedirler.
Zor koşullarda varlıklarını sürdürmeye çalışırken, birkaç çalışanın kıdem tazminatı için açtığı dava, çoğu firmanın sonu olmaktadır. Yıllar içinde, bugünkü abartılı hesaplamalarla, devasa boyutlara ulaşan kıdem tazminatları, iş mahkemelerinin de hiç inceleme yapmadan aldığı, ve %98 oranda işçiden yana kararlar nedeniyle, firmaların ödeme gücünün çok üstünde oluşmaktadır. Firmaların çıkmaza girmesi ve iflası için, bir grup çalışanın kıdem tazminatı için başvurması yetmektedir. Bunları karşılayamayan firmalar da, iflas durumuna gelmektedirler. Geriye kalan çalışanlar da, tek kuruş alamadan ortada kalmaktadırlar.
Bu yanlış sistem hem firmaları batırmakta, hem de çalışanları ortada bırakmaktadır.
Türkiye’de yapılan araştırmalar, firmaların %80’den fazlasının batışının, bu kıdem tazminatı davaları sürecinde gerçekleştiğini göstermektedir.
Ayrıca, yine yapılan araştırmalar göstermektedir ki, şu anda faaliyet gösteren Türkiye’deki tüm firmalara “Kıdem tazminatınızı şu anda ödeyin” denilse, hemen hemen tüm firmalar iflas etmektedir.
Çünkü, firmalarda bunları karşılayabilecek bir sermaye birikimi mevcut değildir.
Konu, bu derecede önemlidir.
Bu konuya, mutlaka çözüm bulunması gerekmektedir.

KENDİ SERMAYE BİRİKİMİMİZİ YARATMAK VE FİRMALARIMIZI BÜYÜTMEK İÇİN NELER YAPMALIYIZ?
1. Öncelikle, Yerli Sermaye Birikiminin Gerekli Olduğuna İnanmalıyız
Son olarak Thrump’ın başlattığı ekonomik saldırı da gösterdi ki, yabancı sermaye her zaman için yararlı bir unsur değildir.
Hatta, ülkede karışıklık yaratmak için, ülkeleri çökertmek ve bağımlı duruma getirmek için de kullanılan, iyi bir araç haline gelebilmektedir.
O halde yapmamız gereken, kendi sermaye birikimimizi de yaratabilmektedir.
Bu durum da, yerli firmalarımızın karlılığını artıracak ve onların büyümesini hızlandıracak altyapının oluşturulmasıyla sağlanabilecektir.
Bu duruma, ülkemizin tüm katmanları olarak, konsensüs halinde inanmamız gerekmektedir. İşçisinden işverenine, sağcısından solcusuna, partilisinden partisizine kadar.
2. Açık ve Dürüst Olarak Konuşabilmeliyiz
Bir kere, ikiyüzlülük ve takiyyeciliği tamamiyle terketmek durumundayız.
Populizmden uzak, gerçekleri konuşabilmeliyiz.
Yukarıda tabloyu açıkladık.
İktidar, bu konuyu mutlaka çözüme kavuşturmak durumundadır. Çünkü, Türkiye’nin geleceği ve hızlı kalkınması, aynı zamanda da bağımsızlığı, kendi ulusal sermayemizin güçlenmesiyle mümkündür.
Muhalefet, bu duruma karşı çıkmamalıdır. Aksine, iktidar ile birlikte hareket etmelidir.
Sendikalar, “Kıdem tazminatı kırmızı çizgimiz” gibi içi boş ve diğer ülkelerde örneği olmayan sloganları terketmeli, ülkenin geleceğini düşünmedirler.
“Mezarda emeklilik” gibi yine doğru olmayan sloganları terketmelidirler. Çünkü, bu durum da gerçek değildir ve Türkiye’deki yaşam süresi ile, artık Avrupa’da çoğu ülkenin yaşam süresi birbirine yakın, hemen hemen aynıdır.
Emeklilik yaşı, onlarda ne ise, bizde de aynısı olmak durumundadır.
Üstelik biz, üretimi tüketimden az olan, bütçe ve cari açığı olan bir ülkeyiz.
Yazar-çizer takımı, doğru politikaları savunacak cesareti göstermeli, tribüne oynama alışkanlığını bırakmalıdırlar.
Sonuç olarak; sağcısı, solcusu, iktidarı, muhalefeti, sendikaları ile birlikte; dürüstçe, ikiyüzlülükten ve takiyyeden uzak biçimde konuşabilmeli ve doğruları bulabilmeliyiz.
Bu noktaya geldiğimizde, ayağa kalkmamız mümkün olacaktır.
3. Kar Etmek Suç Gibi Algılanmamalıdır
Firmalarımızın kar etmesini ve büyümelerini sağlamak durumundayız.
Yabancı firmalara ve ülkelere bağımlı kalmamak için.
Bu nedenle de, kar edebilen firmaları takdir etmeliyiz. Suçlu gibi görmemeliyiz.
4. Şirketlerin Kuruluş ve İşleyişindeki Bürokratik Engelleri Kolaylaştırmalıyız
Bu süreçleri harçlar ve giderleri azaltmalıyız.
5. Şirketler Üzerindeki Vergi Yükünü Azaltmalıyız
Bu konuda bir dizi rahatlamalar sağlamak durumundayız.
6. İşçilik Maliyetlerini Azaltmalıyız
SGK vergi yüklerini kesinlikle azaltmak ve sınırlamak durumundayız.
7. Çalışma Yaşını 65 Yaşın Üzerine Çıkarmalıyız
Avrupa ülkelerinde, çalışma yaşını 68’e çıkaranlar var. Bizde de, yaşam süresi 77-78’e doğru yükselmiş durumdadır. Avrupa ne yapıyorsa, onlara paralel düzenlemeler yapmalıyız.
8. Uzun Tatillere Prim Vermemeliyiz
Populizmden vazgeçmeliyiz. Çalışmayı özendirmeliyiz. Tüketimi körükleyen ve tembelliği özendiren uzun tatillere, 3-4 günü 9 güne çıkarma alışkanlığı gibi popülist düzenlemelere son vermeliyiz.
9. Kıdem Tazminatı Sorununu Çözmek Durumundayız
Firmaları, çalışanlar ile karşı karşıya getiren kıdem tazminatı konusunu çözmek durumundayız.
Kıdem tazminatı konusu, bilindiği üzere 1963 yılında Merhum Bülent Ecevit’in Çalışma Bakanlığı döneminde, daha sonra tekrardan düzenlenmek kaydıyla ve aceleye getirilerek, çalışma hayatımıza girmiş durumdadır.
Ancak, bu tekrardan düzenleme bir türlü gerçekleşememiştir.
Olay, “Bir deli kuyuya bir taş atar, kırk akıllı çıkaramaz” gibi bir duruma dönüşmüştür.
O gün için, ekonomi bilgisinden uzak insanların acemice koydukları bir kural, 55 yıldır iş hayatımızın ve firmalarımızın geleceğini belirlemektedir.
Bu kural, Türkiye’nin gelişmesini de engellemiştir.
Firmalar gelişememekte ve büyüyememektedir. Ömürleri kısa sürmektedir. Batan firmaların %80’den fazlası, bu anlamsız kavgalar sonunda batmaktadır.
Firmalar büyüyemeyince ve uluslararası ölçekte yarışamayınca, Türkiye de büyüyememektedir.
Buna en iyi örnek, Kore’dir.
1963’lerde Güney Kore’nin durumu, Türkiye’den daha geridedir. Nüfusu da bizim neredeyse yarımız kadardır.
Bugün ise Kore ekonomisi, dünyanın 11. büyük ekonomisidir.
Kore’nin Samsung, LG, Hyundai, KIA, SsangYong, Lotte, Hankook, Kumho Tyres gibi dev markaları vardır.
Türkiye’nin ise, bunlarla kıyaslanabilecek tek bir firması ve markası bile mevcut değildir.
İnanın, bunun birinci nedeni, işçilik koşullarının ağırlığı ve kıdem tazminatı yükünün firmaların üzerinde olmasıdır.
Tekrar söyleyelim; kıdem tazminatı yükü firmaların üzerinden alınmadan, ne Türk firmaları büyüyebilir ve markalaşabilirler, ne de uzun süre yaşayabilirler. Ne de Türkiye yeterince büyüyebilir. Ne de, yabancı sermaye Türkiye’ye gelir.
Yabancı sermayenin, bu işçilik maliyetleriyle Türkiye’ye gelmesi için, deli olması gerekmektedir.
Zaten de gelmemektedirler.

10. Finansmana Erişim Kolay ve Ucuz Olmalıdır
Firmaların en önemli sorunlarından birisi, Türkiye’de finansmana erişimin zor ve pahalı olmasıdır.
Firmalar, kolayca kredi kullanamamaktadırlar.
Kullansalar da, kredi maliyetleri çok yüksektir.
Bu maliyetlerle, firmalar büyüyemez ve yatırım yapamazlar.
11. Kamu Alacakları Temlik Edilebilmelidir
Kamu kurumları ciddi kimliğe kavuşmalıdır.
Kamu kurumları arasında, koordinasyon kurul malıdır.
Kamu kurumlarından, devlet hastanelerinden ve üniversite hastanelerinden olan alacaklar, en azından kamu bankaları olan Ziraat, Vakıflar ve Halk Bankaları tarafından teminat olarak kabul edilmeli ve kayıtsız şartsız temlik edilmelidir.
Bu kurumların da, ödeme disiplini sağlanmalıdır.
12. Kamu Kurumları Karşısında, Özel Firmaların Yasal Düzeyde de Haklarını Garanti Altına Almak Durumundayız
Kamu kurumları ile ticari ilişkide bulunan, kamu kurumlarına mal ve hizmet sunumu yapan firmaların haklarını, yasal olarak da güvence altına almak durumundayız.
Kamu kurumları lehine olan tek yönlü ilişkiyi, karşılıklı haklar temelinde eşit ilişki haline getirerek, bunu yasal olarak da düzeltmek durumundayız.
Bu amaçla, devlet ve üniversite hastanelerinde de:
• Ödeme süreleri 90 günü aşmamalıdır
• Geciken süreler için, yasal gecikme faizi uygulanmalıdır
• Ödeme süresi 6 ayı aştığı takdirde, firmaların döner sermaye gelirlerinden haciz ile tahsilat yapabilme hakkı bulunmalıdır.
• Ayrıca, 12 ayı geçen ödememe durumlarında, firmaların hizmeti durdurma hakkı bulunmalıdır.
Firmalara bu yasal güvenceler verilmediği takdirde, yabancı sermayenin Türkiye’ye güven duyması ve gelerek yatırım yapması bir hayalden öteye geçemez.
Ayrıca, yukarıda belirtilen hususlar, zaten en basit ticari ahlak kuralları yönünden de gerekli hususlardır ve bu düzenlemelerin yapılması gereklidir. Hukuken de, şu andaki işleyiş çarpık ve adaletsiz bir işleyiştir. Mutlaka düzeltilmelidir.

13. SONUÇ
Türkiye’nin, ayağa kalkmak için, yukarıda belirtilen önlemleri yerine getirmesi zorunlu görünmektedir.
Artık popülizme son vermek durumundayız.
Gerçeklerle yüzleşmek zorundayız.
Dürüstçe ve içtenlikle, belirtilen önlemleri almalıyız.
Bu yolda hem iktidara, hem muhalefete, hem sivil toplum örgütlerine, hem de sağcısı- solcusu hepimize büyük görevler düşmektedir.

01/09/2018
Prof. Dr. Paşa Göktaş
Mail: pasagoktas@gmail.com

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

YETERSİZ KALAN SGK-SUT FİYATLARI NEDENİYLE ÇOĞU LABORATUVAR İHALELERİ YAPILAMIYOR

Son Dönemde Yapılamayan İhale Sayısı İyice Artmaya Başladı
Son dönemde, alımı yapılamayan laboratuvar test ihalelerinin sayısı iyice artmaya başlamıştır.
Bunun da nedeni, SGK’nın belirlemiş olduğu ve 12 yıldanberi güncelleyemediği SUT fiyatlarının yetersizliğidir.
Laboratuvar testlerinin birim maliyetleri, SGK-SUT listesinde belirlenmiş olan fiyatların oldukça üzerine yükselmiş durumdadır.
Firmalar da sürekli zarar durumu oluşacağı için, belirlenen yetersiz fiyatlardan ihalelere girmemeye ve teklif vermemeye başlamış durumdadırlar.
Verilen teklifler SUT fiyatlarının üzerinde olduğu için, SUT fiyatlarını aşmamak amacıyla, hastaneler ihaleleri ertelemektedirler. Bu şekilde, ertelenip alım yapılamayan çok sayıda laboratuvar test ihaleleri bulunmaktadır.
Ya da bazı hastaneler, hizmette devamlılığı sürdürmek amacıyla, belirlenen SUT fiyatlarının oldukça üzerinde fiyatlarla alım yapmak zorunda kalmaktadırlar.
Son olarak 2018 Ağustos ayında, Trump politikaları kaynaklı hızla yükselen döviz fiyatları sonrası, Türkiye’de laboratuvar test ihale bedelleri daha da yükselecek ve çözümsüzlük daha yaygın hale gelecek görünmektedir.
Bu Uyumsuzluğun Giderilmesi ve SUT Fiyatlarının Güncellenmesi Gerekmektedir
Açık biçimde görülmektedir ki, SGK-SUT listesinde yer alan laboratuvar testleri gerek işlem olarak, gerekse de fiyat olarak en kısa sürede güncellenmek durumundadır.
Son dönemdeki ekonomik dalgalanmalar ve dövizdeki hızlı yükseliş, bu durumu daha da acil ve zorunlu hale getirmiş bulunmaktadır.

2006’dan Bu Yana Dövizdeki Değişim %400 Civarındadır
Ülkesine ve ulusuna sımsıkı bağlı vatanseverler olarak, dövizden konuşmaktan hoşlanmıyoruz. Hatta nefret ediyoruz.
Ancak, kendi alanımızla ilgili bir gerçek var ki, bu alanda dövizden söz etmeden hareket etmek oldukça zordur.
Laboratuvar alanında, ileri teknoloji geçerlidir. Bu yüksek teknolojinin üretildiği merkezler de belirlidir. Ağırlıklı olarak ABD, Almanya ve Japonya denilebilir. İstediğiniz kadar milliyetçi ve muhafazakar olun, yüksek teknolojili ürünleri belirli firmalardan almak zorundasınızdır. Bugün İngiltere, Fransa, İtalya, hatta Japonya gibi ülkeler bile, laboratuvar teknolojisi alanında çok uluslu firmalara bağımlı durumdadırlar ve tüketimlerinin çoğunluğunu dışarıdan sağlamaktadırlar. Yerli kaynaklardan sağladıkları tüketim, ileri teknolojili ürünlerde %20’yi bile bulmamaktadır.
Dünyanın üretim merkezi olan ve dünyadaki her ürünün benzerini yapmaya çalışan Çin bile, yüksek teknolojili bu firmaların en büyük pazarı durumundadır. Daha alt düzeyde teknoloji gerektiren ürünleri kendisi üretmeye çalışmakta, yüksek teknolojili ürünleri çok uluslu büyük firmalardan sağlamaktadır. Üstelik, ürettiği herşeyi kolayca satabildiği 1.5 milyara yakın nüfusu ve ölçek ekonomisi avantajına rağmen.
Sonuçta, laboratuvar alanında Türkiye de diğer dünya ülkeleri gibidir. Belirli kolay üretilebilecek ürünler ülkemizde de üretilmektedir. Biz bunları kullanıyor ve destekliyoruz. Ancak bir grup spesifik ürünler, zaten dünyada birkaç merkezde ve dünyanın sınırlı firmalarında üretilmektedir.Bunlardan almak daha avantajlıdır. Benzerini üretmek imkansız değildir, ancak üretseniz bile onlardan daha ekonomik üretemiyorsunuz, rekabet edemezsiniz. Çünkü, ölçek ekonomisi denilen bir durum vardır. Çok üretirseniz ekonomik olabiliyorsunuz. Laboratuvar alanında da, Türkiye ve etrafındaki pazarlar bu durum için yeterli değildir. Bu konuda, devasa iç pazarına rağmen Çin bile zorlanmaktadır.
Bu nedenle, laboratuvar alanındaki spesifik ürünleri belirli kompetan firmalardan Euro veya USD ile almak zorundasınız. Yani dövize bağımlı durumdasınız.
Dövizin TL karşısındaki yükselişi ile, sizin maliyetleriniz de otomatik olarak yükselmektedir.
Bundan kaçınma yolunuz maalesef bulunmamaktadır. Tüm dünyanın gerçeği bu şekildedir.
Hoşumuza gitmese de, laboratuvar testleri alanında dövize paralel bir düzenleme yapmak durumundayız.
Laboratuvar testlerinin son güncellendiği tarih olan 2006 yılı Ağustos ayında, 1 USD= 1.44 TL iken, 2018 Ağustos ayında 6 TL’dir. Artış %416’dır.
2006 yılı Ağustos ayında 1 Euro= 1.86 TL iken, bugün 7 TL civarındadır. Artış %376’dır.
Yani, döviz kurunda 2006 yılı ile 2018 arasında, yaklaşık 4 kat bir artış bulunmaktadır. SUT fiyatları ise aynıdır.
Bu Durum Sürdürülemez
Bu maliyet artışıyla, bu durumun sürdürülebilmesi mümkün değildir.
Zaten de artık sürdürülememektedir.
Laboratuvar test alım ihaleleri, ya SUT’un, ya yaklaşık maliyetin üzerinde kaldığı için iptal edilmektedir, ya da SUT üzerinde fiyatlarla alım yapılmak zorunda kalınmaktadır.

SGK, Bu Duruma Neden Seyirci Kalıyor?
Gerçekten bu durumu anlamakta zorlanıyoruz.
SGK’ya derdimizi anlatmakta da zorlanıyoruz.
SGK ile diyalog kuramıyoruz.
SGK’nın bu konuya hakim olduğunu ve gerçeklerin farkında olduğunu düşünmüyoruz.
Bu durumun baş nedenlerinden birisi, konu ile ilgilenmesi gereken GSS Genel Müdürlüğü makamına gelen görevlilerin, ortalama kalış süresinin 9-15 ayı geçmemesidir. Sık değişen görevliler nedeniyle, kalıcı adımlar atılamamaktadır. Her defasında karşımızda farklı bir görevli görüyoruz. Birisine konuyu anlatırken, diğer gittiğimizde yeni birisiyle tekrardan başa dönüyoruz.
SGK’da kalıcı bir laboratuvar birimi oluşturulmadığı için, bu konuda SGK’nın bir hafızası da bulunmuyor.
SGK’ya yaptığımız başvurular da, ya yanıtsız kalıyor, ya da basmakalıp cümlelerle bazı memurlar tarafından cevaplanıyor. Konunun, gerekli uzmanlarca incelenmediğini görüyoruz. Daha doğrusu, SGK’da konuyu bilen uzman olmadığını anlıyoruz.

SGK’YA SORUYORUZ: NE YAPALIM?
Gerçekten, laboratuvar sektörü olarak özellikle spesifik test maliyetlerinde tıkanmış durumdayız. Ne yapmamızı öneriyorsunuz?
• Maliyetlerimiz, 2006’da kalan SUT fiyatlarının çok üstünde oluşmaktadır.
• İş yaparsak zarar ediyoruz.
• Hizmet sunmazsak, kurumlar testleri yapamaz hale geliyorlar. Bize baskı yapıyorlar.
Bizi çok zor duruma düşürmüş haldesiniz.
• Ya bu SUT düzenleme işini bırakmalısınız, ya da ciddi bir çalışma yaparak laboratuvar testleri listesinde güncelleme yapmalısınız.
• Bizim söylediklerimize inanmıyor olabilirsiniz. O zaman, diğer ülkelerin laboratuvar test listesindeki SUT fiyatlarını size iletelim. Onlarla SUT fiyatlarını karşılaştırın. Onların ortalamasını alalım. Buna da varız.
• Çalışmalara biz de dahil olmak istiyoruz. Çünkü, sizde bu konularda yeterli uzmanların olmadığını görüyoruz. Ayrıca, tek taraflı ve üstten dayatmalı yönetim tarzını kabul edemiyoruz. Kararlarda, bizim de görüşümüzün alınması ve değerlendirilmesinin gerekli olduğunu düşünüyoruz ve talep ediyoruz.
• Laboratuvar test giderleri, toplam sağlık harcamalarının %2’si civarındadır. Ancak, hastalık tanılarının %75’i laboratuvar testleriyle konulmaktadır.
Tanıda bu kadar önemli bir sektörün, bu derece ihmal edilmesi ve ezilmesi, kabul edilebilecek bir durum değildir.
• Sayın SGK yöneticileri;
Sizlerle görüşmek, durum değerlendirmesi yapmak ve birlikte çalışmak istiyoruz. Bazı konularda, konuyu bilen yeterli uzmanınız olmadığını görüyoruz ve sizlere bu konularda destek sunmak istiyoruz.
Çünkü, belirttiğimiz konular, artık sürdürülemez, kangren hale gelmiş konulardır. Acil çözüm beklemektedir. Çözümün bir ayağı da, SGK durumundadır. Bunu size hatırlatma gereği duyuyoruz.
Yanıtınızı bekliyoruz.
Saygılarımızla.

29/08/2018
TIPLAB
Tıp Laboratuvarları Derneği
Yönetim Kurulu

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

HÜKÜMETİN AÇIKLAMALARI İLE KAMU BANKALARININ UYGULAMALARI BİRBİRİYLE UYUŞMUYOR

Hükümet Ne Diyor?
– Reel sektöre finansmana erişimde kolaylık sağlanacak
– Teminat koşulları hafifletilecek
– Teminat limit aşımları dikkate alınmayacak
– Kredilerde yeniden yapılandırma uygulanabilecek
– Genelde, firmaların işini sürdürebilmesi yönünde destekler sağlanacak

Kamu Bankaları Ne Yapıyorlar?
-“Temlike sıcak bakmıyoruz” diyorlar.
– Üstelik de kamu kurumlarından olan alacakları teminat olarak kabul etmiyorlar ve geri çeviriyorlar.
– Örneğin, devlet hastanelerinden ve üniversite hastanelerinden olan alacakları.
– Yani bir devlet kuruluşu, başka bir devlet kuruluşundan olan alacağı teminat olarak görmüyor.

ORTADA BÜYÜK BİR ÇELİŞKİ VAR
Bu durumda, ortada büyük bir çelişki oluşuyor.
Ya da kamu bankaları hükümeti dinlemiyor ve kendi başlarına hareket ediyorlar, ya da ilgisizler ve görevi ihmal kusuru işliyorlar.
Her iki halde de görevlerini yapmıyorlar.
Ya da, devlet ve üniversite hastanelerinin borçlarını zamanında ödeyeceklerine inanmıyorlar.
Bu durumda da, onlar için hiçbir risk bulunmuyor ki.
Hastaneler geç ödeme yapsa bile, onlar firmalardan yüksek faizle tıkır tıkır geç ödemenin bedelini alıyorlar.
Sonuçta, bütün risk firmaların üzerinde bulunuyor.
Çünkü devlet hastanelerinin geç ödeme durumu olabiliyor, ama batma riskleri bulunmuyor. Onlar batarsa, devlet batacaktır.
Geç ödemelerin bedelini de firmalardan yüksek faizle tahsil ediyorlar.

Olan Firmalara Oluyor
Kamu bankalarının bu keyfi davranışları yüzünden olan firmalara oluyor. Firmalar, finansmana erişemiyorlar.
Peki, devlet ve üniversite hastanelerinden (yani devletten) olan alacaklar teminat yerine geçmeyecek de başka hangi ürünler teminat yerine geçecektir?
Nakit parası olan zaten bankalara başvurmaz.
İpotek verecek dizi dizi evleri ve mülkleri olanlar, zaten kolay kolay girişimcilikle uğraşmazlar.
Peki firmalar bu durumda nasıl girişim yapacaklar? Nasıl üretecekler? Nasıl Türkiye’yi ayağa kaldıracaklar?

Devlet Bankaları Niye Varlar?
O zaman, kamu bankalarının neden kurulduklarını ve temel amaçlarını yeniden sorgulamak gerekiyor.
Eğer Ziraat, Halk ve Vakıflar Bankası diğer özel bankalar gibi çalışacaklarsa, o zaman kamu bankasın ünvanlarını bıraksınlar.
Ya da amaçlarına uygun hareket etsinler.
Son dönemlerde, bu bankaların özel bankalardan hiçbir farklarını görmüyoruz.
Hatta, firmaların krediye erişiminde özel bankalardan bile daha fazla güçlük çıkarıyorlar.

HÜKÜMETİN GÖREVİ, KAMU BANKALARININ AMACINA UYGUN HAREKET ETMELERİNİ SAĞLAMAKTIR
Hükümet, acilen bu konuya eğilmelidir.
Kamu bankalarının, amacına uygun hareket etmelerini sağlamalıdır.
Kamu bankalarının temel görevi, reel sektörün ve firmaların ürün ve hizmet üretimini desteklemek ve onların finansmana kolay erişimini sağlamaktır.
Bu amaçtan saptıkları ölçüde zaten onlara gerek de yoktur.
Bu amaç doğrultusunda:
1. Kamu kurumlarından, devlet hastanelerinden ve üniversite hastanelerinden olan alacaklar tartışmasız biçimde ve hiçbir kuruluş ayrımı yapılmadan teminat olarak kabul edilmeli ve temlik olarak verilebilmelidir.
Karşılığında da kredi kullandırılmalıdır.
2. Alacak miktarı ile, kullandırılan kredi arasında uçurum düzeyinde büyük farklar olmamalıdır. Teminat ve kredi miktarı arasındaki fark %5-10’u geçmemelidir.
3. Firmaların durumu fırsatçılığa çevrilmemelidir. Fahiş düzeyde yüksek faizler uygulanmamalıdır.

DİĞER TARAFTAN YAPILMASI GEREKENLER
Yukarıda da belirtildiği gibi, bankaların geç ödemeden doğan bir kayıpları yoktur. Bu süreler için yüksek faizle firmalardan alacak tahsili yapmaktadırlar.
Ancak, onları devlet ve üniversite hastanelerine güvensiz hale getiren nedenler de giderilmelidir.
Devlet ve üniversite hastanelerinin geç ödeme problemleri de çözülmelidir.
Bu kuruluşlara bir ödeme disiplini getirilmelidir.
Keyfi uygulamalar önlenmelidir.
Denetim artırılmalıdır.
Döner sermayelerin amacına uygun olmayan usulsüz harcamalarına son verilmelidir.
Öncelikle borçlarının ödenmesi sağlanmalıdır.
Güvenilmez tüccar durumundan, ahlaklı tüccar konumuna getirilmeleri sağlanmalıdır.

HER İKİ KESİMDEKİ SORUN DA HÜKÜMETİN SORUNUDUR
Hükümetin, tüm iyiniyetli söylem ve açıklamalara rağmen, her iki kesimde de başına buyruk uygulamaları önleyemediğini görmekteyiz.
Kamu bankalarının amaçlarına uygun hareket etmemeleri de hükümetin sorunudur, özellikle üniversite hastaneleri olmak üzere, hastanelerin geç ödeme yapmaları da hükümetin sorunudur.
Demek ki, bu alanlar iyi denetlenmemiştir. Sorunlar erkenden tespit edilmemiştir. Uygunsuzluklar gözlenemediği için de, çözüm yoluna gidilmemiştir. Bazı yöneticilerin hükümeti yanıltması ve yanlış yönlendirmesi de anlaşılamamıştır.
Sonuçta, bu alanlar iyi yönetilmemiştir. Aksine, kötü yönetilmiştir.
Bunun da bedelini, binbir zorlukla yaşamaya çalışan firmalar ödemektedir.
Bu kesimlerin kötü yönetimi nedeniyle, batan firma çoktur. Darboğaza giren firma çoktur. Nefes alamayan firma çoktur.
Ancak, batan kamu ve üniversite hastanesi yoktur. Kötü yönetim nedeniyle, ceza alan bir tane kamu hastane yöneticisi yoktur. Onların şimdi de keyifleri yerindedir.
Batan kamu bankası da yoktur. Aksine, onlar yüksek karlar yazmaya devam etmektedirler. Onların da keyfi yerinde görünmektedir.
Sayın hükümet yetkilileri; lütfen birazcık bu konuyla ilgilenin ve firmaların geleceğini düşünün. Siz de görevinizi hatırlayın ve bu iki kesimin, amacına uygun hareket etmesini sağlayın.
Sizden olumlu adımlar bekliyoruz.
Saygılarımızla.

28/08/2018
TIPLAB
Tıp Laboratuvarları Derneği
Yönetim Kurulu

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

YABANCI SERMAYE NEREYE KADAR YARARLI, NEREDEN SONRA SAKINCALI?

Türkiye Ekonomisine Son Saldırı, Bu Soruyu Sormamızı Gerekli Kılıyor
Türkiye ekonomisini hedef alan son saldırı, gerçekten bu soruyu sormamızı gerekli kılmaktadır.
Borsa hisse senetlerinin önemli oranda yabancıların elinde olduğu, bankacılık hisselerinde yabancıların ciddi oranda payının bulunduğu, önemli bir kısım şirketlerde yabancı payının hatırı sayılır oranda olduğu bugünkü durum olmasaydı, bu ekonomik saldırı bu kadar güçlü boyutta etki yaratabilir miydi?
Büyük olasılıkla hayır.
Demek ki, bu konuyu ciddi olarak ele almakta ve geleceğe yönelik önlemler geliştirmekte yarar bulunmaktadır.
Yabancı Sermayeye Gereksinim Var mı?
Eğer büyümek için yeterli sermaye birikiminiz yoksa, kesinlikle var.
Türkiye olarak bizim de maalesef yeterli sermaye birikimimiz yok ve yabancı sermayeye gereksinim duymaktayız.

YABANCI SERMAYE NEREYE KADAR?
Nereye Kadar Yararlı?
Kuşkusuz bu sorunun yanıtını vermek o kadar da kolay değildir. Ancak, genel prensip olarak yabancı sermaye oranının kuruluş ve sektör bazında azınlık oluşturacak şekilde bırakılması tercih edilmelidir.
Kuruluş ve sektör bazında çoğunluk oranları yabancı sermayeye geçtiği anda, artık o kuruluşa da, o sektöre de hakim olabilmek kolay değildir.
Bu durumdaki kuruluşların ve sektörlerin kontrolü, artık dışarıya geçmiş durumdadır. Dolayısıyla, her türlü manüplasyona ve tertibe açık bir durum oluşmuş demektir.
Türkiye’nin güvenliği ve bütünlüğü ile ilgili alanlar ile, yine ülkenin geleceği ile ilgili telekomünikasyon, eğitim ve hatta sağlık gibi stratejik sektörlerde ise, kontrol kesinlikle yabancılara bırakılmamalıdır.

SAĞLIK ALANINDA DURUM
Diğer sektörleri tam bilmiyoruz. Borsadan gördüğümüz kadarıyla, tüm sektörlerde yabancı sermayenin ciddi bir ağırlığı bulunmaktadır.
Bir sağlıkçı olarak, sağlık alanını biliyoruz.
Sağlık alanında en çok tanınan özel hastane zincirleri, büyük oranda yabancı fonların eline geçmiş durumdadır. Hem de çoğunluğu, %70’in üzerinde hisselerle.
Bazı tıp merkezleri aynı durumdadır.
Başlıca laboratuvarların yarıdan fazlası yabancı fonların elindedir.
Şehir hastaneleri yapımı ve işletmesinde, yabancı fonların ve yabancı firmaların ciddi payları bulunmaktadır.
İlaç firmaları alanında yabancı firmalar güçlüdür.
Genel anlamda, sektörün yabancıların kontrolüne geçişi Türkiye ve Türk toplumu için bir tehdit oluşturmuyor mu?
Kritik durumlarda, çeşitli manüplasyonlara uygun bir zemin oluşturmaz mı?
Aynen şu anda içinde bulunduğumuz ekonomik saldırı ortamı gibi.
Bu soruları, kuvvetli biçimde sormamız gerektiği kanısındayız.

NE YAPMAK GEREKİR?
Olayın en sevimsiz yanını konuşmaya sıra geliyor.
Çünkü getirilecek öneriler, gerçeklere dayalıdır. Gerçekler de maalesef acıdır. Toplum, hep güzel şeyler duymak ve güzel şeyleri paylaşmak istiyor.
Gerçekler onları mutlu etmeyecektir.
Bazı kişiler, “Artık acı reçeteyi yutmamız gerekli” demekte ancak, acı reçetenin ne olduğunu açıklamaya bile cesaret edememektedirler.
Neden?
Çünkü populizm o kadar toplumun iliklerine işlemiş durumdadır ki, gerçekleri ifade edenler kolaylıkla “Halk düşmanı” damgasını yemeye aday durumdadırlar.
Gerçekleri konuşmanın iklimi oluşamamaktadır.
Ne yazık ki, bunun için 15 Temmuz Darbesi, şu andaki ekonomik saldırı, 2001 krizi gibi durumların olması gerekmektedir.
2001 krizinden sonra Kemal Derviş’in uyguladığı program, acı reçetenin bir örneği değil miydi?
O halde şimdi, ne yapılması gerektiğini madde madde konuşalım. Açık biçimde ve dürüstçe.
1. Sermaye Birikimi Şarttır
Türkiye’nin atılım yapabilmesi ve kalkınabilmesi için, sermaye birikimi kesinlikle gerekmektedir.

2. Sadece Yabancı Sermaye Girişi İle Bu İş Olmaz
“Yeterli sermayemiz yok, o halde dışarıdan yabancı sermaye girişini sağlayalım” düşüncesi bir yere kadar doğrudur.
Ancak bu düşünce, tamamiyle doğru bir düşünce tarzı değildir.
Kolaycı ve teslimiyetçi bir düşünce anlayışıdır.
Sonunda, ülkeyi dışarıya bağımlı hale getirecek ve yabancı sermayeye teslim edecek bir düşünce tarzıdır.
Ne yapmalıyız?
O halde, bir taraftan da kendi sermaye birikimimizi yaratacak bir sistem kurmalıyız.

3. Şu Andaki Sistemle Sermaye Birikimi Sağlamak Mümkün müdür?
Kesinlikle mümkün değildir.
Çünkü çok tüketiyoruz, az üretiyoruz.
70 üretiyoruz, 100 tüketiyoruz.
Daha çok üretmemiz, daha az tüketmemiz gerekiyor.
Yani 120 üretmemiz, 100 tüketmemiz gerekir ki, sermaye birikimimiz olsun ve yabancılara kul köle olmayalım.
Bunun için de daha çok çalışmamız, daha mütevazi yaşamamız gerekmektedir.
Sorun, buna hazır olup olmadığımızdır.
Ancak acı deneyler şunu gösteriyor ki, hazır olmak zorundayız.
Yani titreyip kendimize dönmemiz gerekmektedir.

ÖNCE YANLIŞLARI VE HASTALIKLARIMIZI BELİRLEYELİM
Başlıca yanlışlarımız:
1. Populizm İliklerimize Kadar İşlemiş Durumdadır
Maalesef populizm eğilimi toplumda çok güçlü bir akım halindedir.
Muhalefet, A’dan Z’ye popülizm sloganları ile yürümektedir. Tüm talepleri üretim değil, bol keseden paylaşım üzerine kuruludur.
İktidar da yer yer üretim yönünde gerçekçi konuları dile getirse de, popülizm sloganı ve yarışına katılmaktadır. Belki de, seçim kazanmak için buna kendisi mecbur hissetmektedir. Güçlü populist sloganlarla seçim kazanmaktadır.
Sonuç olarak, toplum populizme iyice alıştırılmıştır.
Populist ve tüketmeyi seven bir tüketim toplumu oluşturulmuştur.
Gerçekleri konuşmanın iklii ortadan kaybolmuştur.
Gerçekleri dinleyecek bir topluluk yoktur.
Gerçekleri dile getirenler sevimsiz bulunmakta ve dışlanmaktadır. Yer yer “Halk düşmanı” yaftasını yemeye aday durumdadırlar.
Gerçeklerle yüzleşmek, ancak darbelerden, ekonomik saldırılardan ve krizlerden sonra mümkün olabilmektedir.

2. Sıklıkla Yapılan Seçimler Populizmi ve Tüketimi Körüklemiştir
Sık sık yapılan seçimler, popülizmi, tüketim ve paylaşım taleplerini körüklemiştir.
Üretime ve yapısal tedbirlere yönelik önlemler ertelenmek zorunda kalınmıştır.
Örneğin, kıdem tazminatı konusu gibi temel bir mesele bile rafa kaldırılmıştır.

3. SGK Sistemimiz Populizm Üzerine Kuruludur
SGK sistemimiz, neredeyse dünyanın en popülist ve kapsayıcı sistemi durumundadır.
Erken emeklilik yanlıştır. Emeklilik yaşının 65’in üzerine çıkarılması gerekmektedir.
Çalışmayan da ödüllendirilmektedir. Çalışmayı özendirecek bir SGK sistemi kurulmalıdır.

4. SGK’nın Sağlık Kapsamı Çok Geniştir
Bu kapsam makul ölçülere getirilmelidir.
Katkı payı artırılmak durumundadır.
Sağlık hizmeti pahalı bir hizmettir. Bu hizmetin tümünü devletin karşılaması mümkün değildir. Vatandaşın da ciddi katılımı gereklidir.

5. Uzun Tatiller Üretimi Azaltmakta, Şirketleri Zor Duruma Düşürmektedir
Halk, uzun tatillere alıştırılmıştır.
Bu tatiller tüketimi körüklemekte, üretimi azaltmaktadır.
Geliri azalan, giderleri ise artan firmalar için tam bir kabus haline gelmektedir.
Uzun tatillere kesinlikle son verilmelidir.

6. Yapısal Tedbirlerin 1. Maddesi Kıdem Tazminatıdır. Bu Konu Çözülmelidir
Herkes yapısal tedbirlerden söz etmekte, ancak içeriğini açıklamamaktadır.
Açık ve dürüstçe buradan ilan edelim.
Yapısal tedbirlerin 1. Maddesi kıdem tazminatıdır.
Bu konunun yükü devletin üzerine alınmalıdır.
Bu yük firmalar üzerinde kaldığı sürece, Türkiye’de ne bir firmanın uzun süreli yaşaması mümkündür, ne de firmaların sermaye birikimi yapması ve büyümesi mümkündür.
Zaten Türkiye’deki batan firmaların da %80’den fazlası bu anlaşmazlıklar sürecinde iflas etmektedir.

SERMAYE BİRİKİMİNİ KİM SAĞLAYACAKTIR?
1. Sermaye Birikimi Gerekli midir?
Evet gereklidir. Yatırım ve büyüme için gereklidir.
2. Yerli Sermaye Birikimi?
Sadece yabancıları davet ederek olmaz. Ülkenin gelecek güvencesi için yerli sermaye birikimi de gereklidir.
3. Sermaye Birikimini Kim Sağlayacaktır? Devlet mi, Özel Sektör mü?
Devletin sermaye birikimi sağladığı görülmemiştir. Devlet ancak dağıtır ve bölüştürür. Yani tüketmeye meyillidir.
Sermaye birikimini ancak özel sektör yapar. Şirketler yapmak durumundadır.
Devletin görevi, yapısal önlemlerle firmaların kar ederek, sermaye birikimi sağlamasına zemin hazırlamak olmalıdır.

KARLILIK OLMADAN SERMAYE BİRİKİMİ SAĞLANAMAZ
Gerçekten karlılık olmadan sermaye birikimi de sağlanamaz.
1. Türkiye’de, Firmaların Kar Edebilme Sorunu Bulunmaktadır
Firmalar yeterince kar edememektedirler. Dolayısıyla sermaye birikimi de sağlayamamaktadırlar.
2. Sağlık Alanındaki Firmaların Neredeyse Tümü Negatif Bilançodadırlar
Sağlık alanındaki firmaları biliyoruz. Özel hastaneler, tıp merkezleri ve laboratuvarların çoğunluğu gerçekte negatif bilançodadırlar. Fiilen zarardadırlar.
3. Vergiler Yüksektir
Firmalar neredeyse vergi dairesine ve SGK’ya çalışmaktadırlar.
Vergiler yüksektir. SGK primleri yüksektir. Gerçekte, asgari ücret de çoğu firma için yüksektir.
Ücretin %70’ine yakınını vergiler oluşmaktadır. Bu miktar çok yüksektir.
Bu işçilik maliyetleriyle, firmalar kar edemezler ve sermaye birikimi sağlayamazlar
4. Kıdem Tazminatının Karşılığı Yoktur
Firmalar kar edemediği için, kıdem tazminatı için de bir karşılık ayıramamaktadırlar.
İhtilaflar çoğaldığı durumda da, firmalar iflasa sürüklenmektedirler.
Türkiye’deki şekilde, tüm yükün firmalara yüklendiği bir kıdem tazminatı örneği şu anda hiçbir ülkede mevcut değildir.
Bu yapıyla, firmaların kar elde edebilmesi ve sermaye birikimi sağlaması da mümkün değildir.
5.Bürokrasinin Firmalara Bakışı Değişmelidir
Türkiye’de devlet bürokrasisi, oldum olası güçlüdür.
Devlet içinde yuvalanan bürokratik oligarşik yapı, firmaları yer yer rakip, yer yer hasım, yer yer rant kaynağı olarak görmekte ve cezalandırmaya çalışmaktadır. Kar edebilen firmalar, daha çok hedefte olmakta ve daha fazla baskıya uğramaktadırlar.
Bu bakışın da değişmesi gerekmektedir.

SONUÇ: NE YAPMALIYIZ?
1. Yerli Sermaye Birikimi Sağlamalıyız
Sermaye birikimi gereklidir. Bunu yalnızca yabancılara yalvararak sağlayamayız. Yerli sermaye birikimi de sağlayabilmeliyiz.

2. Şirketlerin Karlılığını Artırmalıyız
Sermaye birikimini ve yatırımları, ancak şirketler yapabilir. Bunun için de, şirketlerin karlılığını artırmalıyız.
3. Şirketler Üzerindeki Yükleri Azaltmalıyız
• Vergi yükü azaltılmalıdır
• SGK prim yükü azaltılmalıdır
• Kıdem tazminatı yükü firmalar üzerinden alınmalıdır

4. Emeklilik Yaşı Yükseltilmelidir
Yatan ve tüketen değil, çalışan topluma dönmeliyiz.

5. Uzun Tatillere Son Vermeliyiz
“Her tatilde önünü birleştir, arkasını birleştir 9 gün tatil yap” alışkanlığına son vermeliyiz.
Firmaları da düşünmeliyiz.
Yatan ve tüketen değil, üreten toplum olmalıyız.
6. Tüketim Alışkanlığını Frenlemeliyiz
Sık sık değişen cep telefonları, sıklıkla değişen arabalar, sık sık tatiller gibi tüketim alışkanlığını frenlemeliyiz.
Tüketimi değil, üretimi ödüllendirmeliyiz.
7. Kamu Harcamalarını Disiplin Altına Almalıyız
Türkiye’de, asıl parayı harcayan kamu kurumlarıdır.
Savurgan olan da kamu kurumlarıdır.
Öncelikle, kamu kurumlarının harcamalarını disiplin altına almalıyız.
Tasarrufu asıl olarak kamudan başlatmalıyız.
Bakanlıklar, belediyeler ve diğer kamu kurumlarından.
Sonuç olarak; üretimi teşvik etmek, gereksiz tüketimi azaltmak, şirketlerimizin karlılığını destekleyerek sermaye birikimi sağlamalarına destek olmak, yatırıma yönlendirmek, yabancılara muhtaç olmaktan kurtulmak durumundayız.
Bağımsız, onurlu ve başı dik bir ülke olabilmek için, bunu başarmak zorundayız.

16/08/2018
Prof. Dr. Paşa Göktaş

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

SAĞLIK ALANINDAKİ FİRMALARIN BATMASI NASIL ENGELLENEBİLİR?

Sağlık Alanında Firmaların Çoğu Battı, Az Sayıda Firma Kaldı
Şu anda sağlık alanında, aktif faaliyetini sürdürebilen az sayıda firma bulunmaktadır. Çok sayıda firma, son 10 yıllık süreçte iflas etmiş ya da piyasadan çekilmiş durumdadır.
Şu anda faal olan firmalar da, çok zor koşullarda faaliyetlerini yürütmeye çalışmaktadırlar.
Eğer gerekli önlemler alınmazsa, sağlık alanında Türkiye’ye ait, “Yerli ve Milli Olan” firma bulmak yakında mümkün olmayacaktır. Hele bu son finansal saldırı dalgasından sonra.
Türkiye sağlık ortamı, birkaç büyük ve çok uluslu yabancı firmalara kalacak görünmektedir.

SAĞLIK ALANINDAKİ FİRMALAR NEDEN BATTILAR?
Başlıca nedenler şöylece sıralanabilir:
1. Devlet ve Özellikle Üniversite Hastanelerinin Ödemelerini Yapmamaları
Türkiye’de, önce bir süre devlet hastaneleri ödemelerini aksattılar, son 8-10 yıldanberi ise, üniversite hastaneleri aldıkları mal ve hizmet karşılığı oluşan ödemelerini hiç yapmamaya başladılar.
Ödemelerini alamayan ya da birkaç yıl sonra alabilen firmalar ise, bu sürece dayanamadılar ve önemli bir kısmı iflas ederek piyasadan çekildiler.
2. Yüksek Faizlerle Hizmetin Sürdürülmeye Çalışılması
Bir kısım firma ise, üniversite hastanelerine hizmeti sürdürebilmek için, bankalardan yüksek faizlerle kredi kullandılar ve giderek borç sarmalına girdiler. Hastanelerden ödemelerini alamadıkları için, bankalara kredi borçlarını ödeyemediler. Evlerine, işyerlerine haciz gelenler oldu. Sonuçta iflas ederek işi bırakmak zorunda kaldılar.
3. SUT Fiyatlarının Güncellenmemesi
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK)’nun uyguladığı Sağlık Uygulama Talimatı (SUT) fiyatları, 2006 yılından beri TL olarak hiç değiştirilmeden sürdürülmektedir.
Bu fiyatların 12 yıldanberi hiç güncellenmeden ve değiştirilmeden sürdürülmeye çalışılması, insan aklı ve ekonomi bilimiyle alay etmekten başka birşey değildir.
Firmalar, SUT fiyatları bahane edilerek, maliyetin altında ürün ve hizmet sağlamaya zorlanmaktadırlar.
Bu durum da, birçok firmanın ya piyasadan çekilmesine, ya da iflasına neden olmuş bulunmaktadır.
4. Tüm Problemlerin Nedeni “Döner Sermaye Performans Primi” Uygulamasıdır
Eski Sağlık Bakanı Recep Akdağ zamanında hastanelerde uygulanmaya başlanılan “Döner Sermaye Performans Primi” isimli uygulama, sağlık alanındaki tüm kötülüklerin, yanlışlıkların ve problemlerin kaynağı durumundadır.
Bu yönetmelik, firmalara karşı çok haksız ve insafsız biçimde uygulanmıştır.
Firmalara olan borçlar ödenmemiş ve firmaların alacakları gasp edilerek, personele “Döner Sermaye Performans Primi” olarak dağıtılmıştır.

Bu süreç içinde de birçok firma batmıştır. İntihar edenler olmuştur. Talihsiz cinayetler olmuştur.
Tüm bunların nedeni, “Performans Primi” uygulamasıdır.
Bu konuda mevcut sağlık yönetimlerinin, Sağlık Bakanlarının, Maliye Bakanlığının ve hükümetin de büyük sorumluluğu ve suçu bulunmaktadır. Tüm bu yanlış uygulamalar ve dramlar, uzun süre hiçbir şey yapılmadan izlenmiştir.
Ancak en son olarak, 2018 Temmuz başında firmaların üniversite hastanelerinden geçmiş yıllara ait alacakları büyük iskontolar yaptırılarak ödenmiştir.
Firmalar, bu işlemden de büyük oranda zarar etmiş durumdadırlar.

SAĞLIK ALANINDAKİ MEVCUT FİRMALAR İFLASTAN NASIL KURTARILABİLİRLER?
Yukarıda da açıklandığı üzere, yapılacaklar belirlidir.
Bunlar:
1. Hastanelerin Firmalara Zamanında Ödeme Yapmaları Sağlanmalıdır
Devlet hastanelerinin ödemeleri daha iyi durumdadır. Ancak son dönemlerde, onların da ödemeleri uzamaya başlamıştır.
Üniversite hastanelerinin ödemeleri ise berbat durumdaydı. Şimdi ise belirsizdir.
Tüm devlet ve üniversite hastanelerinde bu konuda net, açık ve katı kurallar konulmalıdır.
Ödeme süresi 90 günü geçmemelidir.
Eğer süre aşılırsa, gecikme faizi otomatik olarak devreye sokulmalıdır ve bundan yöneticiler sorumlu olmalıdırlar.
2. SUT Listesi ve Fiyatları Güncellenmelidir
Mevcut SUT listesi demode hale gelmiştir. Fiyatların ise gerçeklikle ilgisi kalmamıştır.
Şu anda yapılan alım ihalelerinin bedelleri, genelde SUT’un üzerinde seyretmektedir.
SUT, mevcut ihtiyacı karşılamamaktadır. En azından laboratuvar testleri için bunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Liste, mutlaka güncellenmelidir.
3. Döner Sermaye Performans Primi Uygulaması Kesinlikle Kaldırılmalıdır
Durumu çarpıtan ve problemler oluşmasına neden olan baş faktör, Döner Sermaye Performans Primi uygulamasıdır.
Bu uygulama kaldırılmalıdır.
Doktorlara, makul bir sabit ücret verilmelidir. Ücret, emekliliğe de yansıtılmalıdır.
4. Uygun Finansal Destekler Sağlanmalıdır
Firmalara uygun finansal destekler sağlanması son derece önemlidir.
KGF benzeri kredilerin tekrardan önü açılmalıdır.
Firmaların devlet ve üniversite hastanelerinden alacaklarını bankalar teminat olarak kabul etmemekte ve temlik yapmamaktadırlar. Kamu bankaları bile bu konuda katı davranmaktadır. Bu nedenle, en azından kamu bankaları olan Ziraat, Halkbank ve Vakıflar Bankası’nın, devlet ve üniversite hastanelerinden olan alacakları temlik ederek, firmalara kredi kullandırmaları sağlanmalıdır. Bu konuda her türlü engel ortadan kaldırılmalıdır.

SONUÇ
Yukarıda belirtilen, son derece makul ve akılcı olduğuna inandığımız önlemler uygulamaya konursa, sağlık alanındaki firmalar nefes alacak ve yaşama şansı bulabileceklerdir.
Aksi halde, çoğu firma iflas etme tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Sayın yöneticilerin bu durumu bilerek hareket etmelerinde, ülkemiz yönünden büyük yarar bulunmaktadır.

14/08/2018
TIPLAB
Tıp Laboratuvarları Derneği
Yönetim Kurulu

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

KRİZ ORTAMI NEDENİYLE; FİRMALARIN VERGİ BARIŞINDAN DOĞAN BORÇLARINA TAKSİTLE ÖDEME İMKANI GETİRİLMELİDİR

Vergi Barışına Ciddi Katılım Oldu
Gördüğümüz kadarıyla, 2018 yılı Haziran ayında uygulamaya konulan vergi barışına, firmalar nezdinde ciddi katılım olmuştur.
Firmalar, bu kapsamda ana başlıklar halinde şu düzenlemeleri yapmışlardır:
1. Sermaye Artışı: Şirket sermayelerini artırarak, şirketin kurumsal yapısına destek sağlamayı amaçlamaktadırlar.
Bunun için de, vergi dairesine belirli bir ödeme yapılması gerekmektedir.
2. Kasa Fazlasının Giderilmesi: Firmaların çeşitli harcamalarından doğan, ancak kağıt üzerinde var gibi görünen, bilançoları sıkıntıya sokan kasa fazlasının giderilmesi amacıyla, birçok şirket bildirim yaparak vergi barışından yararlanma yoluna gitmiştir.
3. Stok Bildirimine Katılım: Çeşitli firmalarda mevcut mal, cihaz ve ekipman, değişik nedenlerle envanterde yer alamamıştır. Bu konuda da bildirim olanağı sağlanarak, daha önce envanterde gösterilemeyen mal ve ekipmanın envantere dahil edilmesi imkanı getirilmiştir.
Tabii ki bunun için de vergi dairesine belirli oranda ödeme yapılması gerekmektedir.
4. Vergi Matrah Artırımı Yapılması: Firmaların bir kısmı, geçmiş yıllara ait vergi matrahlarını gönüllü olarak artırarak, geçmiş yıllarda ödedikleri vergiye ek olarak yeni bir miktar vergi daha ödemeyi yine gönüllü olarak kabul etmişlerdir. Bunun karşılığında da, o yılların vergi inceleme kapsamı dışında kalmaktadırlar.

Tüm Bu Ödemeler Ciddi Bir Tutar Oluşturmaktadır
Yukarıda belirtilen maddelerin tümüne katılım gösteren firmalar için, bu miktarlar ciddi bir toplam oluşturmaktadır.
Belirtilen vergi barışı uygulama kalemlerinden, yalnızca Vergi Matrah Artırımı taksitlendirme yapılarak ödenebilmektedir.
Diğer üç maddeden doğan vergi barışı ödemeleri ise taksitlendirmeye tabi değildir. 31 Ağustos’a kadar bir defada peşin olarak ödenmesi gerekmektedir.

Mevcut Koşullarda, Bu Ödemenin Yapılması İmkansız Görünmektedir
Maalesef ülkemiz, ağır bir ekonomik saldırı ile karşı karşı karşıyadır.
Bu saldırı, ekonomik ortamı allak bullak etmektedir. Şirketleri de olağanüstü güç koşullar içinde bırakmıştır.

Zaten çok zor koşullarda yaşamaya çalışan firmalar, böylesine ağır bir ekonomik kriz ve panik ortamında, vergi barışından doğan ödemelerini Ağustos sonuna kadar bir defada ödeyemezler.

Toplam Borcun Ödenmesine Taksitlendirme Yapılmalıdır
Oluşan vergi borcuna taksitlendirme yapılması, zaten nefes alamayan ve boğulmaya başlayan firmalara destek sağlayacaktır.
Firmaların toplum ödemelerine 6 ay, 9 ay, 12 ay veya 18 ay taksitlendirme yapılabilmelidir.
Aksi takdirde, firmalar vergi barışından doğan borçlarını ödeyemeyecek ve avantajlarını kaybedeceklerdir.
Bu durum, ödeme alamayan Maliye Bakanlığı’nın da yararına olmayacaktır.
Bu nedenle, önerilen düzenlemenin yapılmasının hem firmaların, hem de Maliye Bakanlığı’nın, hem de firmalarını ayakta tutmakla yükümlü olan Türkiye’nin yararına olduğu kanısındayız.

Önerimizin göz önüne alınmasını rica ediyoruz.
Saygılarımızla,

14/08/2018

Mail: tiplab@tiplab.org TIPLAB
Tıp Laboratuvarları Derneği
Yönetim Kurulu

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

KAMUNUN MERKEZ LABORATUVARLARI OLUŞTURMA GİRİŞİMİ HİÇ DE AKILCI GÖRÜNMEMEKTEDİR

KAMUNUN MERKEZ LABORATUVARLARI OLUŞTURMA GİRİŞİMİ HİÇ DE AKILCI GÖRÜNMEMEKTEDİR

  1. KAMUDA MERKEZ LABORATUVARLARI OLUŞTURMA GİRİŞİMLERİNİN NEDENLERİ

Gözlemlediğimiz kadarıyla, kamuda merkez laboratuvarları oluşturma girişimleri başlıca aşağıdaki nedenlerden kaynaklanmaktadır.

  1. İyi Niyetle Etkin İşler Yapma Amacıyla

Bazı yöneticiler, iyi niyetle etkin ve farklı, kamu yönünden yararlı işler yapma amacıyla merkez laboratuvarları oluşturma girişimleri içinde bulunmaktadırlar.

  1. Kamunun Gücünü Kanıtlamak Amacıyla

Bazı yöneticiler, göreve geldiklerinde kamunun gücünü kendi güçleri sanmakta, asıl gücün oturdukları mevki ve koltukta olduğunu unutmakta, kendi güçleri ile kamunun gücünü birbirine karıştırmaktadırlar. Bu nedenle de, göreve geldiklerinde hesaplı-hesapsız herşeyi yapabileceklerini sanmaktadırlar.

  1. Özel Sektörle Yarışmak Amacıyla

Bazı yöneticiler, “Biz kamuyuz. En büyüğüz.” “Özel sektör yapıyor, biz niye yapmayalım” yaklaşımı içindeler. Bu nedenle, özel sektörden rol çalma ve onu taklit etme çabasındadırlar.

Bazıları da, özel sektöre ders verme ve özel sektörden daha iyisini yapma gibi yaklaşımlara sahiptirler. Bu nedenle, oturdukları koltuğun ve kamunun gücünü yanlış kullanmaktadırlar.

  1. İşletmeciliği Çok İyi Bilmemeleri Nedeniyle

Yaşamlarında 5 kişiyi bağımsız olarak yönetmemiş ve işletmecilikten habersiz bazı yöneticiler göreve gelince, verimli işletmecilik kurallarından fersah fersah uzak girişimler oluşturmaya ve tüm yükleri de kamuya yüklemeye çalışmaktadırlar.

Oluşan zararlar da, “Görev zararı” olarak kamunun üzerine yıkılmaktadır.

  1. ÖZEL SEKTÖR YAPAR, KAMU YAPAMAZ. ÇÜNKÜ:
  2. Özel Laboratuvarlarda Mesai Kavramı Yoktur

Özel bir laboratuvarda çalışma sabah saat 08:00’de başlar, akşam 20:00’ye kadar, bazen 22:00 veya 23:00’e kadar devam eder. En az 12-14 saat çalışma geçerlidir.

Kamudaki uzmanlar gibi “ 9:30’da gel, 15:00’ten sonra ayrıl” yarım mesai uygulaması yoktur, olamaz.

  1. Özel Laboratuvarlarda Tatil Kavramı Yoktur

Tatil kavramı yoktur. Özel laboratuvarlar Cumartesi de en az 11- 12 saat çalışır. Çalışmak zorundadırlar.

Bayram, seyran kavramı yoktur. Özel laboratuvarlar bayramlarda ve resmi tatil günlerinde de çalışırlar. Çünkü ayakta kalmak için, çalışmak zorundadırlar. Kamu sektörü gibi, “3 gün tatil, 2 gün de üzerine ben ekleyeyim, 7 gün tatil yaparım” kavramı yoktur.

Bu nedenle özel laboratuvarlar yapar, kamu laboratuvarları yapamazlar.

  1. Özel Laboratuvarlarda İkide Bir İzin Kullanılmaz

Özel laboratuvarlar verimli çalışmak zorundadır. Elemanları ikide bir izin kullanamaz. Kamuda olduğu gibi ikide bir izin kullanamaz, 3 günlük izinler 5 güne, 4 günlük izinler 5 güne sarkıtılamaz.

Eğer yaparsa, batarlar.

Bu nedenle de özel laboratuvarlar yapar, kamu laboratuvarları yapamazlar.

  1. Özel Laboratuvarlar En Uygun ve Ekonomik Olanı Bulmak Zorundadırlar

Özel laboratuvarlar, bütün giderlerini kendisi karşılamak zorundadır. Bunun için de her malzemenin en iyisini bulup, en uygun bedele almak zorundadır. Yoksa ayakta kalamazlar.

Kamuda olduğu gibi “Maliyetler beni ilgilendirmez” diyemezler.

Bu nedenle de özel laboratuvarlar yapar, kamu laboratuvarı yapamazlar.

  1. Özel Laboratuvarlarda Hata Yapma Lüksü Yoktur

Özel laboratuvarların hata yapma lüksü yoktur. Üstü kapatılmaz ve bedeli çok ağır ödenir.

Kamuda olduğu gibi hatalar görmezden gelinmez. Hoşgörü gösterilmez ve hataların üstü kapatılmaz.

  1. Özel Laboratuvarlar Kaliteyi de En Üstte Tutmak Zorundadırlar

Özel laboratuvarlar aynı zamanda kaliteyi de en üstte tutmak ve yüksek kalitede hizmet vermek zorundadırlar.

Çoğu özel laboratuvar TÜRKAK’tan akredite iken, akredite olan kamu laboratuvarı sayısı yok denecek kadar azdır.

SONUÇ: Özel laboratuvar verimli çalışmak zorundadır. Çok çalışmak zorundadır. Gelir-gider dengesini kurmak zorundadır. Aynı zamanda da kaliteli hizmet sunmak durumundadır.

Bunları yapmazsa yaşayamaz ve ayakta kalamazlar.

Kamu laboratuvarlarında bu kaygıların hiçbiri yoktur. Zorunluluk da yoktur.

Bu nedenle, özel laboratuvarlar aynı personel sayısı ve olanaklarla, bir kamu laboratuvarına göre en az 2-3 kat verimli çalışırlar ve fazla iş üretirler.

Bu nedenle özel laboratuvarlar yapar, kamu laboratuvarları yapamazlar.

İŞTE BU YÜZDEN DE ÜLKELER, KİT NİTELİĞİNDEKİ HANTAL KAMU KURULUŞLARINI ÖZELLEŞTİRMEYE ÇALIŞMAKTADIRLAR.

 

  1. BAZI MERKEZİ LABORATUVAR DENEMELERİNDEN ALINAN SONUÇLAR

Ülkemizde, genellikle de laboratuvar işini iyi bilmeyen ve laboratuvar kökeninden gelmeyen bazı yöneticilerin ve merkezi laboratuvar modelinden daha büyük rant kapma peşindeki bazı firmaların ısrarlı çabalarıyla, sınırlı sayıda merkezi laboratuvar ihaleleri düzenlenmiş bulunmaktadır.

İtalya’da da benzer ihaleler düzenlenmişti. 3 yıllık deneme sonrasında bu uygulamalara son verilmiş durumdadır.

Ülkemizde de merkezi laboratuvar ihalelerinin sonu gelmiş gibi görünmektedir.

Bu uygulamalarda görülen başlıca aksamalar şöylece sayılabilir:

  1. Hizmet Hantal Hale Gelmiş ve Ağırlaşmıştır

15-20 hastane bir araya getirilip, normalde hastanelerde kolaylıkla yapılabilecek örnekler de merkez laboratuvarına gönderilince, hizmet hantallaşmakta ve sonuçlarda büyük gecikmeler yaşanmaktadır.

  1. Örnek Kaybolmaları Sıklaşmaktadır

Hastanelerden merkez laboratuvarına örnek taşıma sürecinde araya birçok kademe girdiği için, örnek kaybolmaları artmaktadır.

  1. Örnek Bozulmaları Artmaktadır

Örneğin alınma, bekleme ve nakil süreçlerinin uzaması, örneklerin bozulmasına ve tıbbi hatalara neden olmaktadır.

  1. Laboratuvarla Kliniğin Bağı Kopmuş Durumdadır

Hastanelerde, klinik ile laboratuvar bir bütündür. Sürekli diyalog ve yakın temas içinde olmak durumundadırlar.

Laboratuvar sonuçları, her zaman kliniğe uygun çıkmayabilir. Bu durumda, laboratuvar uzmanları klinikle temas kurarak ek bilgiler almak ve hasta sonuçlarını klinisyenlerle paylaşmak durumundadırlar. Bu olanak, hastaneler içinde mümkündür. Ancak, merkez laboratuvar uygulamasında bu durum fiilen mümkün değildir. Bu nedenle de, klinikle laboratuvar uyumu ve diyaloğu, merkez laboratuvar uygulamasında fiilen kopmuş bulunmaktadır.

  1. Hastane Laboratuvarları İşlevsiz Hale Gelmiş Durumdadır

Haydarpaşa Nümune, Göztepe, Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastaneleri gibi yüksek test sirkülasyonu olan büyük hastanelerin laboratuvarları bile, acil bazı testlerin dışında test yapmaz hale gelmişlerdir.

Hastane laboratuvarları yeterlilik boyutundan çıkmış, adeta içi boş bir tenekeye dönmüş durumdadırlar.

Bu durum, gereksiz bir uygulama olarak görünmektedir.

  1. Asistan Eğitimi Gerilemiştir

Hastane laboratuvarlarında fazla test yapılmadığı için, asistanlar yeterince eğitim alamaz hale gelmişlerdir.

Asistanlar soyut seminerler çerçevesinde kalmakta, pratik uygulamadan uzaklaşmaktadırlar.

  1. Tasarruf da Sağlanamamıştır

Merkez laboratuvar oluşumunun ana amacı, toplu alım yaparak tasarruf sağlamak şeklindeydi.

Bu amaç da gerçekleşmemektedir. İhale kapsamı geniş olduğu, çok çeşitli ve aynı zamanda sayıca fazla cihaz istendiği için, bu kadar cihazı sağlayabilecek istekli bulunamamaktadır. Ayrıca, ihale boyutu çok büyük olduğu için, ekonomik olarak bu boyutta yeterlilik ve teminat sağlayabilen istekli bulunamamaktadır.

Böyle olunca da rekabet oluşmamakta, 1-2 firma ihaleye girmekte ve fiyatlar yükselmektedir.

Tasarruf amacı da sağlanamamaktadır.

 

  1. Merkezi Genetik Laboratuvarı İşletmesi Denemesinde, Zarar Edildiği Ancak Anlaşılmıştır

OHAL Yasası nedeniyle, 15 Temmuz’dan sonra el konulan ve adı Haseki Genetik Tanı Merkezi olarak değiştirilerek, kamu tarafından işletilmeye başlanılan merkezi genetik laboratuvarının ömrü oldukça kısa sürecek görünmektedir.

Daha önceleri, bir özel laboratuvar olarak, belirli sayıda personel ile oldukça verimli hizmet sunan bu merkez, Sağlık Bakanlığı bünyesinde tüm kamu desteklerini almasına rağmen, hizmet kalitesi sürekli gerilemektedir. 20-25 günde verilmesi gereken genetik materyal sonuçları, 6 aya kadar uzamış bulunmaktadır. En son olarak, 24 önemli testin artık yapılamayacağı kurumlara bildirilmiştir. Özveri, bilgi ve ekstra çalışma gerektiren birçok test, birer birer yapılamaz hale gelmektedir.

Tüm bunlar, genetik uzmanı sayısının artırılmasına ve personel sayısının artırılmasına rağmen olmaktadır. Çünkü, özel sektörün özverili, fedakar ve verimli çalışması gitmiş, yerine memur zihniyeti gelmiş bulunmaktadır.

Verimlilik yarı yarıya azalmış, iki katı personel ile yarı miktarda iş yapılabilir hale gelinmiştir.

En son olarak da, bu merkezin zarar etmekte olduğu fark edilmiş olup, tasfiye edilmesi için yollar aranmaktadır.

Kamu zihniyetiyle işletmecilikte, zaten başka türlü olması mümkün görünmemektedir.

 

  1. MERKEZİ KAMU LABORATUVARLARI, KAMUNUN YÜKÜNÜ VE ZARARINI ARTIRMAKTAN BAŞKA BİR İŞE YARAMAMAKTADIRLAR
  2. Elemanları Yeterli Verimlilikte Kullanamazlar

Yukarıda bu husus açıklanmıştır.

  1. Özveri Göstermezler

Yukarıda bu husus açıklanmıştır.

  1. Kısıtlı Mesai Uygularlar

Yukarıda bu husus açıklanmıştır.

  1. Malzemeleri Yeterli Uygunlukta Alamazlar

Özel laboratuvarlar, her zaman daha uygun maliyetle alım yapmaktadırlar.

  1. Üretilen Hizmetin Maliyeti İki Kat Daha Pahalıdır

Çünkü, personel ücretlerini genel bütçeden alırlar. Diğer bazı giderleri, genel bütçeden alırlar. Genel bütçeden aldıkları pay, giderlerinin yaklaşık %55-60’ıdır. SGK’dan aldıkları hizmet bedeli ise, gelirlerinin %40-45’idir.

Özel bir laboratuvara, kamuya ait “Laboratuvar Test Alımı” ihalelerinde ödenen bedel ise, SGK’nın SUT tarifesidir. Yani özel bir laboratuvarın alabileceği en fazla bedel, kamu hastane ve laboratuvarlarının gelir bütçesinin yalnızca %45’ini oluşturan SGK-SUT bedelidir.

 Bir kamu laboratuvarı, hem SGK-SUT bedelini almakta, hem de genel bütçeden ek olarak %55 daha fazla ek gelir almaktadır.

Yani bir kamu merkez laboratuvarında üretilen hizmet, net olarak bir özel laboratuvara göre en az 2 kat daha pahalıdır.

Devleti, merkezi kamu laboratuvarı kuruluşuna zorlamak, hizmeti iki kat daha pahalıya üretmeye zorlamak anlamına gelmektedir. Türkiye bütçesine yüklenen net bir zarar kalemi oluşmaktadır.

Laboratuvar hizmetini, bir özel laboratuvardan SGK-SUT karşılığı ile almak varken, SGK-SUT artı Genel Bütçe maliyeti ile, 2 katına almak anlamına gelmektedir.

Bu durum hiç de akılcı görünmemektedir.

  1. AYNI ZAMANDA HAKSIZ REKABET DURUMU ORTAYA ÇIKMAKTADIR

Bir özel laboratuvar, A’dan Z’ye tüm giderlerini kendisi karşılamak zorundadır. Personel ücreti, cihazlar, kitler, kira, vergiler gibi.

Bu durumdaki bir özel laboratuvara karşı, giderlerinin çoğunu genel bütçeden karşılayan bir kamu merkez laboratuvarını çıkarmak ve aynı ihale koşullarında yarıştırmaya çalışmak, aynı zamanda HAKSIZ REKABET oluşturmak anlamına gelmektedir. İşletmecilik kurallarına da, kamu vicdanına da, ahlaki kurallara da aykırılık oluşturmaktadır.

Aynı zamanda, yüksek oranda kamu zararı ortaya çıkmaktadır.

  1. BÖYLE GARİP UYGULAMALAR, YALNIZCA TÜRKİYE’DE OLMAKTADIR

Türkiye’de bürokrasideki yöneticiler, halen hantal ve köhne devletçilik zihniyetinden kurtulamamış bulunmaktadırlar.

Bürokratik oligarşi, gücü ve yetkiyi hep elinde tutmak istemektedir.

İşletmecilik ve maliyet hesapları, kesinlikle yapılmamaktadır.

Tüm zararlar devlete yıkılarak, güç gösterisi yapmak istemektedirler.

Ayrıca, binbir engel ve güçlüklerle, özveri içinde hizmet sunmaya çalışan özel laboratuvarlar, bir paydaş olarak değil, hasım gibi görülmektedirler.

Halbuki özel laboratuvarlar, sistemin en yararlı unsurlarından birisidirler.

Yapılamayan birçok testi omuzlamakta, gece gündüz çalışarak, en hızlı şekilde hizmet sunmaya çalışmaktadırlar.

Üstelik bu hizmeti, çok uygun ve ekonomik koşullarda sunma gayreti içindedirler.

Özel laboratuvarların, Sağlık Bakanlığı ve sağlık sistemi tarafından bu derece horlandığı ve ezildiği başka bir örnek ülke neredeyse yoktur.

Gelişmiş batı ülkelerinde ve ABD’de, kamuya ait merkez laboratuvar uygulaması yoktur.

Devlet ve üniversite hastaneleri rutin ve acil testleri kendi bünyelerinde yapmakta, yapamadıkları testleri ise bu yönden hizmet vermeye yetkin merkez laboratuvarlarına göndermektedirler.

Ülkemizde de, olması gereken budur.

Dünya da örneği olmayan modeller üretmenin, ülkemize ve sağlık sistemimize bir katkısı olmayacaktır.

  1. O HALDE NE YAPILMALIDIR?

Her hastane, kendi ihtiyaçlarını en iyi kendisi bilir.

Hastanenin laboratuvar uzmanları ile hastane yönetimi, birlikte hareket ederek kendi hastane ihtiyaçlarına yönelik laboratuvar sistemini, ihtiyaca yönelik cihaz donanımını ve yine kendi ihtiyaçlarına yönelik test listesini tayin ederek, buna yönelik alımlar gerçekleştirmelidirler.

Bugün için artık dünyada, her ölçekte hastane ve laboratuvar ihtiyacına yönelik olarak, cihaz ve test üretimleri bulunmaktadır.

Seçimlerini yapmakta, hastane yönetimleri ve laboratuvar uzmanları özgür olmalıdırlar.

Maliyet-yarar analizi yapılarak, ekonomik ve hizmetin kalitesini yükseltecek sistemler hastane bünyesinde kurulur, akılcı olmayan sistemler için dış laboratuvar test alımına gidilir.

Tüm dünyanın yaptığı budur.

Dünyayı yeniden keşfetmeye gerek yoktur.

Hantal, işletimi zor ve hizmet kalitesini iyice aşağılara çeken akıl-dışı denemelere hiç gerek yoktur.

Laboratuvar uzmanlarına ve hastane yönetimlerine de güvenilmeli ve özgürlük alanı bırakılmalıdır.

 

                                                                                                      

Mail: tiplab@tiplab.org                                                                                 16/04/2018

TIPLAB

Laborauvarları Derneği Yönetim Kurulu

 

 

 

 

                                                                 

 

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

ÖZEL LABORATUVARLAR OLARAK SGK’DAN BEKLENTİ VE TALEPLERİMİZ

Türkiye’deki özel tıbbi laboratuvar sektörünü temsil eden kuruluş olan Tıp Laboratuvarları Derneği (TIPLAB) olarak, SGK’dan birtakım beklentilerimiz ve taleplerimiz bulunmaktadır.

Bunları özet olarak belirtirsek:

  1. Tıbbi Laboratuvar Sektörünün Önemi Yeterince Kavranmamıştır ve Değer Verilmemektedir

Maalesef, sağlığı yöneten kademelerde ve aynı zamanda SGK yönetimlerinde de, tıbbi laboratuvar sektörünün önemi yeterince anlaşılmamıştır. Anlaşılmadığı için de, yeterince değer verilmemektedir.

Halbuki, sağlık içinde laboratuvar giderlerinin payı Türkiye’de %2-3’ten az olmasına rağmen, hastalık tanılarının %80’den fazlası laboratuvar testleriyle konulmaktadır. Bu kadar yaygın ve önemli bir sektör, hor görüldüğü ve değer verilmediği için yerlerde sürünmektedir.

  1. SGK’da Bir “Laboratuvar Dairesi” Kurulmalıdır

Bu kadar önemli bir alan ile ilgilenen, SGK bünyesinde herhangi bir birim bulunmamaktadır. Bunun da nedeni, alanın öneminin anlaşılmamasıdır. Derdimizi ve sorunlarımızı anlatacak bir muhatap bulamadığımız için, sorunlarımız da çözülmemektedir.

Beklentimiz ve talebimiz, SGK bünyesinde sürekli ve kalıcı bir “Tıbbi Laboratuvar Daire Başkanlığı”nın kurulmasıdır.

  1. Özel Laboratuvarların Tasfiyesi Durdurulmalıdır

Daha önceleri, SGK tarafından özel laboratuvarlarla da sözleşme yapılmaktaydı ve özel laboratuvarlar da SGK’nın sözleşmeli kuruluşları içinde bulunmaktaydı. 2008 yılından itibaren, özel laboratuvarlar anlaşılmaz ve haksız nedenlerle SGK’nın sözleşmeli kuruluş kapsamından çıkarılmış bulunmaktadırlar.

Bu durum, özel laboratuvarların fiilen tasfiyesi ve sistemden dışlanması anlamına gelmektedir. Nitekim, bu süreçte sayısı 2000’i aşan özel laboratuvar sayısı, tüm Türkiye’de bugün için 110 civarına gerilemiş durumdadır.

Bu kararın, halka ve sigortalılara hiçbir yararının olmadığını biliyoruz. Aksine, doğrudan laboratuvar hizmetine erişimde güçlük yaratmaktadır.

Bu nedenle de, özel laboratuvarlarla da SGK sözleşmesi yapmak durumundadır.

4. Özel laboratuvarlar, Türkiye İçin Gerekli ve Stratejik Bir Sektördür

Nasıl savunma sektörü, bilişim sektörü, enerji sektörü Türkiye için stratejik sektör ise, halkın sağlığını doğrudan ilgilendiren sağlık ve bunun içinde önemli yer tutan özel laboratuvarlar da Türkiye için stratejik bir sektördür.

Ancak gelişmeler hiç de iyi değildir.

SGK’nın doğrudan sözleşme yapmayarak sistem dışına itmiş olduğu özel laboratuvarlar, hiçbir desteğe sahip olmadıkları için dayanamamış ve tasfiye olmuş durumdadırlar. Son kalan ve bilinen birkaç örnek olan Düzen, Gelişim ve Biruni Laboratuvarları da, sahiplerinin vatansever düşünceleri, laboratuvar bilimine olan sevdaları ve idealleri ile direnmektedirler. Ancak artık bu laboratuvarların da direnecek güçleri kalmamıştır.

  1. Türkiye’nin Çıkarlarını ve Stratejik Bir Sektörünü Korumak İçin de SGK Özel Laboratuvarlarla Sözleşme Yapmalıdır

Özel laboratuvarlar destek alamamaktan ve sistem dışına itilmekten boğulmuş durumdadırlar. Nefes alamamaktadırlar. Onlara bir can suyu gerekmektedir.

Bu can suyu, SGK ile sözleşme yapmak olabilir.

Bu durumun, SGK yönünden bir lütuf veya bir hediye olduğunu düşünmüyoruz.

Aksine, bu ülkenin bir değeri ve kuruluşları olarak, özel laboratuvarlar yönünden bir hak olduğunu düşünüyoruz. SGK yönünden de, bir yanlış uygulamanın düzeltilmesi ve aynı zamanda da ülkenin kendi değerli kuruluşlarını koruma yönünden vatansever bir görev olduğunu düşünüyoruz.

  1. Haksız Rekabete de İzin Verilmemelidir

Biz, özel laboratuvarlar olarak A’dan Z’ye tüm giderlerimizi kendimiz karşılamaktayız.

Yatırımlarımızı yapıyoruz, cihaz ve kit giderlerini ödüyoruz, tüm eleman giderlerini karşılıyoruz, kira ödüyoruz, SGK primi ve vergileri ödüyoruz. 80 kalem civarında farklı gider ödüyoruz.

Bazı kamu kurumlarındaki laboratuvarlar devletin binalarını kullanıyorlar, kira ödemiyorlar, personel ücretlerini genel bütçeden alıyorlar, bazı vergi muafiyetlerine sahipler, bazı cihaz yatırımlarını genel bütçeden yaptırıyorlar. Sonuçta tüm giderlerinin %50’den fazlasını genel bütçeden almaktalar.

Ondan sonra gelerek, bizimle birlikte başka bir kamu kurumunun dış laboratuvar test alımlarına talip olmaktalar.

Bu durum, açıkça haksız rekabetten başka bir durum değildir. Aynı zamanda, ülkeye hizmetin iki katına mal ediliş biçimidir. Böyle bir laboratuvar, böyle bir işi yapmak için bir bedeli SGK’dan, bir bedeli de genel bütçeden alacak demektir ve hizmetin maliyeti 2 katına çıkacaktır. Halbuki bir özel laboratuvar, tüm giderleri kendisi karşılamaktadır ve hizmet bedeli olarak aldığı miktar, sadece SGK’nın belirlediği bedeldir.

Bu nedenle, bu tür haksız rekabet uygulamalarına izin verilmemelidir.

7.SGK-SUT Fiyatları Güncellenmelidir

2006 yılından beri SGK-SUT’ta yer alan laboratuvar testleri güncellenmemiştir. Bu listenin 12 yıldır hiç güncellenmemesi, izah edilebilecek bir durum değildir. Liste mutlaka güncellenmelidir.

  1. Önce Liste İçindeki Dengesizlikler Giderilmelidir

Liste içinde ciddi dengesizlikler bulunmaktadır. Bundan 12-15 yıl önce sıfır ya da düşük maliyetlerle yapılan testler, artık otomatik cihazlarla ve belirli maliyetlerle yapılmaktadır ve mevcut SUT fiyatlarıyla artık bu tür hizmetleri sürdürmek olanaksız hale gelmiş bulunmaktadır.

Bu tür testler, daha çok spesifik testler kategorisindedir.

Önce bu tür iç dengesizlikler giderilmelidir.

  1. Daha Sonra Bir Artış Oranı İle Düzeltme Yapılmalıdır

Listenin iç dengesizlikleri giderildikten sonra, listenin tümü üzerinden bir artış oranı ile düzeltme yapılmalıdır.

  1. Her Yıl Düzenli Bir Güncelleme Yapılmalıdır

Her yıl da eskiden olduğu gibi TEFE-TÜFE oranında bir güncelleme yapılmalıdır.

  1. Hiç Bir şey Yapılamıyorsa, Sağlık Bakanlığı Tarafından 30.10.2017 Tarihinde Yayınlanan Liste Fiyatları Esas Alınarak Düzeltme Yapılmalıdır

Eğer hiçbirşey yapılmazsa da, Sağlık Bakanlığı tarafından kendi kuruluşlarında 30.10.2017 tarihinden itibaren geçerli olarak uygulanan “Kamu Sağlık Hizmetleri Fiyat Tarifesi” isimli liste ve fiyatlar, SGK-SUT fiyatları olarak geçerli hale getirilmelidir.

 

EKLER:

SGK-SUT Listesindeki Laboratuvar Testlerinin Fiyatlandırılması ve Güncellenmesiyle İlgili   Önerilerimiz

Tanım Düzeltmesi Gerektiren Laboratuvar Testleri

 

 

SGK-SUT LİSTESİNDEKİ LABORATUVAR TESTLERİNİN FİYATLANDIRILMASI VE GÜNCELLENMESİYLE İLGİLİ ÖNERİLERİMİZ

  1. ÖZELLİKLE SPESİFİK TESTLER SÜRDÜRÜLEMEZ HALE GELMİŞ DURUMDADIR

SGK- SUT listesindeki rutin bazı testler yüksek volüm çalışan hastanelerde SGK-SUT fiyatları ile yapılabilir olsa da, özellikle bir kısım spesifik testler artık maliyet olarak sürdürülemez hale gelmiş bulunmaktadır.

Çünkü:

  1. Dövizdeki Artış Göz Önüne Alınmak Durumundadır

SGK-SUT listesinde, 2006 yılından beri bir güncelleme yapılmamıştır.

Bu testler, tamamiyle dışarıdan USD veya Euro ile ithal edilmektedir.

1 ABD Doları 2006 Mart ayında 1.30 TL iken, şu anda 3.98 TL’dir. Artış %306’dır.

1 Euro 2006 Mart ayında 1.62 TL iken, şu anda 4.92 TL’dir. Artış %304’tür.

Maliyetlerde 3 kattan fazla artış var iken, hizmetin aynı bedelle sürdürülmesi akıl ve vicdan ile kabil değildir. Düzenleme kaçınılmazdır.

 

  1. Olmazsa Olmaz Düzenleme Gerektiren Test Listesi, Testlerin Yalnızca %18.8’idir

SUT laboratuvar testleri listesinde toplamda 853 test bulunmaktadır. Zorunlu fiyat düzenlemesi istenilen testler ise, yalnızca 161 testten ibarettir. Bunlar da, tüm testlerin yalnızca %18.8’ini oluşturmaktadır. Yani küçük bir kısmıdır.

3.Az Kullanılan, Frekansı Düşük Spesifik Testler

Belirtilen testler, rutinde sık kullanılan testler değildir. Genelde az kullanılan, frekansı düşük testlerdir. Ancak, bazı hastalıkların tanısında mutlaka gerekli olan testlerdir.

  1. Bu Testler Önemli Bir Gider Oluşturmazlar

Belirtilen testler, önemli bir gider oluşturmamaktadırlar. 853 laboratuvar testinden yalnızca %18.8’ini oluşturmalarına rağmen, seyrek kullanıldıkları için, toplam giderin muhtemelen %5’ini bile oluşturmazlar. Çünkü şeker, üre, kolesterol, hemogram gibi, her hastadan ve hergün binlerce istenilen testler kategorisinde değildirler. Seyrek hastalıklar için, gerekmedikçe istenilmeyen testler durumundadırlar.

  1. Bu Testler Daha Çok Üniversite Hastanelerini İlgilendirirler

Bu testlerin çoğu, devlet hastanelerinde ve özel hastanelerde yapılmamaktadırlar. Çoğunlukla üniversite hastanelerinde yapılmaktadırlar. Çünkü, genellikle üniversite hastanelerine gönderilen, tanısı konulamayan zor ve kompleks hastalıkların tanısında kullanılmaktadırlar.

Üniversite hastanelerinin durumu herkes tarafından bilinmektedir. Çoğu iflas noktasına gelmiştir. Bunun nedenlerinden birisi de, SGK’nın üniversite hastanelerine yeterince destek vermemesidir. Yine nedenlerden birisi de, üniversite hastanelerinin yapmakta olduğu, belirtilen laboratuvar testleri gibi spesifik işlemlere, SGK’nın 10 yıldanberi hiçbir artış yapmamasıdır. Böyle olunca da, üniversite hastaneleri giderek iflas durumuna sürüklenmişlerdir.

  1. Ancak Durum Artık Sürdürülebilir Halde Değildir

Yukarıda da belirttiğimiz üzere, laboratuvar testleri %99 oranda dışarıdan döviz ile ithal edilen testlerdir. Dövizdeki 12 yıl içindeki yaklaşık 3 kat artışa rağmen, laboratuvar testlerinin birim fiyatlarında artış yapılmamıştır. Genelde laboratuvar testlerinin neredeyse tamamının maliyetleri, SUT bedellerinin üzerine yükselmiştir. Ancak, belirtilen spesifik testlerde maliyetler çok daha yükselmiştir. Bu nedenle, bu testlerde düzenleme ACİLİYET kazanmıştır.

Özellikle üniversite hastaneleri, bu testleri yaptıkça zarar etmektedirler. Zaten bozuk olan finansal durumları, daha da bozulmaktadır.

  1. Liste Kıyaslamalı Olarak Verilmektedir

Belirtilen laboratuvar testlerinin 1. sütununda, halen mevcuttaki SGK-SUT işlem puanı, 2. sütununda mevcut SUT fiyatı, 3. sütununda önerilen işlem puanı, 4. sütununda önerilen işlem fiyatı bulunmaktadır. 5. sütunda ise, bir kıyaslama oluşturması yönünden 2018 yılı için belirlenen TTB Hekim Uygulamaları Veritabanı ( TTB-HUV) test fiyatları verilmektedir. Böylelikle, önerilen fiyatlarla, TTB-HUV fiyatlarının kıyaslamasının yapılabilmesine ve durumun objektif şekilde görülebilmesine olanak sağlanmıştır.

  1. İhmal Edilen ve Horlanan Laboratuvar Testlerine de Değer Verilmelidir

Laboratuvar testleri ve laboratuvar alanına, SGK’da hak ettiği değer verilmemektedir. Hastalık tanılarının %80’den fazlasının konulmasını sağlayan laboratuvar testlerinin değeri, maalesef SGK’da yeterince anlaşılamamıştır. SGK’da şu anda bir laboratuvar birimi bile bulunmamaktadır. Böyle olunca da, sorunları görüşebileceğimiz sorumlu bir yetkili de bulunmamaktadır. Bu nedenle, en azından ACİL düzenleme gerektiren yukarıdaki test listesinin ele alınarak, bir an önce düzenlenmesi yerinde olacaktır.

TANIM DÜZELTMESİ GEREKTİREN LABORATUVAR TESTLERİ 

Bazı testlerin açıklama niteliğindeki tanımları düzeltilmelidir.

Bu durumdaki başlıca laboratuvar testleri şunlardır:

  1. 450 Glikozile hemoglobin (HbA1c) (HPLC ile)tanımı,

Glikozile hemoglobin (HbA1c) (HPLC veya kapiller elektroforez ile) şeklinde değiştirilmelidir.

İşlem puanı da 28.67 puan ve fiyatı da 17.00 TL olarak düzeltilmelidir.

GEREKÇE: IFCC’nin referans olarak kabul ettiği iki yöntemden birisi HPLC, diğeri de kapiller elektroforezdir. Yalnızca HPLC olarak yazılması hatalıdır. HPLC yanında, kapiller elektroforez de birlikte yer almalıdır.

  • 690 “Hemoglobin elektroforezi HPLC ile” tanımı yer alan test,
  • Hemoglobin elektroforezi (HPLC veya kapiller elektroforez ile) olarak düzeltilmelidir.

GEREKÇE: IFCC’nin hemoglobin elektroforezi ve varyant ayrımı için referans yöntem olarak kabul ettiği yöntemlerden birisi HPLC, diğeri de kapiller elektroforezdir. Yalnızca HPLC olarak yazılması hatalı ve eksiktir. Tanımda HPLC ile birlikte kapiller elektroforez de yer almalıdır.

  • 820 kodu ile yer alan “İmmunfiksasyon elektroforezi” tanımı ile yer alan test ile,

900.710 kodu ile yer alan “İmmun elektroforez” tanımları birleştirilmeli, SUT işlem puanı olarak 171.00 ve fiyat olarak da 102.00 TL olarak düzeltilmelidir.

 

 

 

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

HÜKÜMET ÜNİVERSİTE HASTANELERİNİN KURTULUŞUNUN YOLUNU BİLİYOR MU? KONUYU ÇÖZMEK İSTİYOR MU?

Şu Ana Kadar Rastlamadım

Üniversite hastaneleri çıkmaza sürükletileli neredeyse 8-10 yıl oldu, şu ana kadar doğru çözüm önerilerini getiren ne bir yöneticiye, ne bir doktora ne de hükümet kanadından bir yetkiliye rastlamadım.

Getirilen önerilerin çoğunluğu, yüzeyel ve konuyu kökten çözmekten oldukça uzak öneriler durumunda.

Bunların içinde rektörler, dekanlar ve çeşitli kademelerden yöneticiler bulunuyor.

Çoğu yönetici ne yapacağını bilmiyor, bilen bazıları da maalesef açık ve şeffaf davranmıyorlar.

Sonuçta konu, daha da ağırlaşarak devam ediyor.

Geldiğimiz durum ve başarısızlık apaçık ortadadır.

Hükümet de Ne Yapacağını Bilmiyor

Maalesef, hükümet kanadından da konuyu çözebilecek önlemler hakkında bilgisi olan bir yöneticiye de rastlamadım.

Böyle bir rapor da görmedim.

Ciddi bir açıklama da görmedim.

Hükümet, bu konuda ne yapacağını bilmiyor.

Daha doğrusu, hükümete doğru çözüm önerilerini ileten yok.

Doğru İnsanlarla Çalışmamanın Bedeli Ödenecektir

Klavuzu karga olanın burnu çöpten kurtulmaz.

Üniversite hastaneleri konusu, sağlık sisteminin en büyük fiyaskosudur.

Kimdir bu sorunu yaratan dersiniz?

Sağlık sistemini 12 yıl boyunca yöneten “En uzun süreli” Sağlık Bakanlığı yapan “Çok başarılı Sağlık Bakanı” kimse o.

Eserlerinden birisi de, üniversite hastanelerinin durumudur.

Olayın çözümü neredeyse hükümet boyutundan çıkıyor, devlet boyutuna gidiyor.

Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yıldırım’ın durumuna acıyorum gerçekten.

Bu durumu hiç de hak etmediler. Ama yanıldılar. Yanıltıldılar.

Yanılmamak da yöneticiliğin önemli bir özelliğidir. Yanılmamaları gerekirdi. Ama yanıldılar. Her insan yanılabilir diyelim.

Ülkeye acıyorum. Ülke en değerli kurumlarını kaybediyor. Üniversite hastaneleri itibarsız ve aciz çöp kurumlar haline geliyor.

Düşünün Çapa, Cerrahpaşa, Hacettepe, Gazi, Akdeniz gibi bir dönemlerin gözde üniversite hastanelerinin ne kadar çaresiz ve aciz hallere düştüğünü.

KONUNUN ÇÖZÜMÜNÜ BİLİYORUM

Ben megaloman değilim. Bilmediğim konuda iddia ortaya koymam.

Kayseri’liyim. Yeterince de ihtiyatlıyımdır.

Örneğin, uzun süre Fenerbahçeliler Derneği başkanlığı yaptım. Maçlara da giderim, sürekli de seyrederim. Ama futbolu iyi bildiğimi iddia etmem.

Eğitim konusunda görüş ileri sürmüyorum.

Ama 34 yıl devlet memurluğu ve 20 yıl klinik şefliği yaptım.

Bu konuyu iyi biliyorum.

Tüm geçmişi ve geleceği ile.

Üniversite hastanelerinin nasıl krizden ve iflastan çıkarılabileceğinin yollarını iyi biliyorum.

Hükümete Yardımcı Olurum

Bu konunun çözümünde hükümete yardımcı olmayı ülkeye bir görev ve vatan borcu olarak düşünürüm.

En samimi ve dürüst şekilde yardımcı olmak için elimden geleni yaparım.

Çünkü olay artık tam bir dram haline gelmiş bulunmaktadır.

OLMAZSA OLMAZ KOŞULLAR

Üniversite hastanelerinin kurtuluşunun çeşitli koşulları vardır.

6-7 temel madde sayılabilir.

Ancak bunlardan üçü var ki, bunlar olmazsa olmaz koşullardır.

Bunlar:

  1. Döner Sermaye Performans Sistemi kaldırılacaktır ya da revize edilecektir.
  2. Esnek çalışma sistemi getirilecektir.
  3. SUT fiyatlarında düzenlemeye gidilecektir.

Eğer bu üç madde masa üzerine konulmaz ise, bu konuda başarılı olunamaz.

Biri bile eksik olsa başarılı olunamaz.

Bu üç maddeye dokunmadan başarılı olacağını söyleyen ya da söyleyecek bir yönetici varsa doğruyu söylemiyordur, boşuna ülkeyi ve hükümeti oyalıyordur.

Böylesine lüzumsuz yöneticilerle de boşuna zaman kaybetmeyin Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Başbakan.

Konuyu Çözmek İstiyorsanız Buyrun

Sayın hükümet yetkilileri;

Başta da Sayın Cumhurbaşkanı ve Başbakan.

Gazeteler yine üniversite hastanelerinin nasıl tıkandığını ve feryatlarını yazıyorlar.

Önümüzdeki dönemde daha da ağır dramları duyacaksınız.

Bu konuyu çözmek istiyor musunuz gerçekten?

Mutlaka istiyorsunuzdur. Ama nasıl yapacağınızı bilmiyorsunuz.

Bu konuda size yardımcı olmaya hazırız.

En azından doğru bilgi vermeye hazırız.

Tabii ki yararlanmak isterseniz.

 

Saygılarımızla.

 

09/01/2018

Prof. Dr. Paşa Göktaş

Mail: tiplab@tiplab.org                                                                             TIPLAB

Tıp Laboratuvarları Derneği

Yönetim Kurulu Başkanı

 

 

 

 

 

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

SUT FİYATLARINDA 12 YILDIR DÜZENLEME YAPILMAMASININ SONUÇLARI NE OLDU?

SUT Fiyatlarında 2006’dan Beri Düzenleme Yapılmadı

Türkiye’deki kamu kurumlarının fiyatlarını belirleyen SGK’nın SUT (Sağlık Uygulama Tebliği)

fiyatlarında, 2006 yılından beri herhangi bir ciddi düzenleme yapılmamış durumdadır.

En azından, ben laboratuvar alanı ve laboratuvar sektörü adına bunu söyleyebilirim.

Diğer alanları çok iyi bilmiyorum. Ancak, laboratuvar alanını tüm ayrıntılarına kadar biliyorum ve bu alan adına konuşabilirim. Örneklemelerim de bu alan adına olacaktır.

Laboratuvar Alanı, Büyük Oranda Dışarıya Bağımlı Bir Sektördür

Laboratuvar alanı, %95 oranda dışarıya bağımlı bir sektördür. İleri teknolojiler gerektirmesi nedeniyle, bu alan ülkemizde gelişememiştir. Aslında, yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın çoğu ülkesinde böyledir. Laboratuvar alanında temel ve ileri teknolojileri üreten firmalar, genelde belirli gelişmiş sanayi ülkeleridir. Dünyanın büyük çoğunluğu da gereksinimlerini bu ülkelerden sağlamaktadırlar.

Böyle olunca da, Euro ve USD’nin, yani dövizin fiyatı önem kazanmaktadır. Çünkü bağımlı ve ithal bir sektör olarak, laboratuvar alanında maliyetlerin ana kalemini cihaz ve kit fiyatları oluşturmakta ve bu maliyetler de dövize paralel olarak artmaktadır.

Örnek vermek gerekirse, SUT fiyatlarının son olarak güncellendiği 2006 yılında 1 USD= 1.43 TL, 1 Euro= 1.80 TL’dir. Yani bugün itibariyle USD’de 2006 yılına göre %272, Euro’da %251 artış gerçekleşmiş durumdadır.

Bu demektir ki, 2006 yılından bugüne kadar laboratuvar girdi maliyetleri ortalama olarak %260 oranında artmış bulunmaktadır.

DÜZENLEME YAPILMAMASININ SONUÇLARI NE OLDU?

Öncelikle, SUT fiyatlarında düzenleme yapılmamasının ortaya çıkardığı sonuçları gözden geçirelim.

  1. Özel Laboratuvarlar Ortadan Kayboldu

2006 yılında, Türkiye’de toplam olarak 2000 civarında özel laboratuvar bulunmaktaydı. Bugün itibariyle bu sayı 110 civarlarına gerilemiş durumdadır. Bunların 30’u da, birkaç laboratuvarın şubelerinden oluşmaktadır.

SGK’nın belirlediği SUT fiyatları, sağlık sektörünün neredeyse %90-%95’inin kullandığı ana parametredir ve sağlık alanındaki tüm kuruluşları etkilemektedir.

Özel laboratuvarların sağlık alanından silinmesinin tek nedeni SUT fiyatlarındaki düzenleme değildir. Ana nedenlerden birisi, SGK’nın özel laboratuvarlarla doğrudan sözleşme yapmamasıdır. Önemli nedenlerden birisi de, dolaylı olarak SUT fiyatlarında düzenleme yapılmamasıdır.

  1. Medikal Firmalar Ortadan Kayboldu

2006 yılında, Türkiye’de laboratuvar alanında faaliyet gösteren irili ufaklı binlerce medikal firma bulunmaktaydı. SUT fiyatlarında düzenleme yapılmaması yanında, getirilen diğer düzenlemeler nedeniyle, bu alanda çalışan medikal firmalar yaşayamaz hale geldiler. Çoğunluğu iflas etti ve piyasadan çekildiler.

Binlerce firma kayboldu.

Şu anda faaliyetini sürdürme çabasındaki bir avuç firma da, güç koşullarda ve borç-harç içinde yaşamaya çalışmaktalar.

Onların da bu koşullar altında fazla yaşayamayacakları açıkça görülmektedir.

  1. Üniversite Hastaneleri Çöktü

Üniversite hastaneleri, SUT fiyatlarında düzenleme yapılmamasının en önemli kurbanlarından birisi durumundadır.

Üniversite hastanelerinin iflasa sürüklenmesinin tek nedeni kuşkusuz SUT fiyatlarında düzenleme yapılmaması değildir. Ancak, en önemli nedenlerden birisidir.

Çünkü, üniversite hastaneleri genellikle diğer sağlık kuruluşlarından farklı olarak, bir kademe daha ileri teknoloji kullanan, diğer yerlerde yapılamayan işleri yapan kuruluşlar olmak durumundadırlar. Dolayısıyla da, laboratuvar testleri onların en önemli gelir kalemlerinden birisi durumundadır. Bu kanal çalışmamaya başlayınca, üniversite hastanelerinde de gerileme başlamıştır. Diğer olumsuz faktörlerle de birleşince, hemen hemen tüm üniversite hastanelerinde iflas durumu gerçekleşmiştir.

  1. Uzmanlık Eğitimi Gerilemiştir

Üniversite ve eğitim-araştırma hastaneleri temel ve yeni teknolojileri kullanmaktan mahrum hale gelince ve kendini güncellemeyince, asistan ve uzmanlık eğitimi de gerilemeye başlamıştır. Giderek üniversite hastaneleri laboratuvarları temel işlevlerini de yerine getiremez hale gelmişler, yetersiz SUT birim fiyatları nedeniyle, cihaz ve test alamamaya başlamışlardır. Şu anda, hem yetersiz SUT fiyatları nedeniyle, hem de ödeme sorunları nedeniyle üniversite hastanelerinin ihalelerine girebilecek firma bulunamamaktadır.

Üniversite hastaneleri laboratuvarları fiilen çökmüş durumdadır. Altyapı sürekli gerilemekte, çoğu testten adım adım vazgeçilmekte, birçok yöntem terkedilmeye başlanmaktadır.

Bu durum da, asistan ve uzmanlık eğitimini etkilemektedir. Artık yeni uzmanlar neredeyse bir RİA yöntemini, hemaglutinasyonu, yer yer İFA ve ELISA yöntemini, nefolometreyi hiç görmeden uzman olmaktadırlar.

  1. Sektör Büyük Ölçüde Yabancıların Eline Geçmiş Durumdadır

Maalesef sağlık alanındaki laboratuvar sektörü büyük ölçüde yabancıların eline geçmiş durumdadır.

Savunma ve telekomünikasyon alanlarında Türkiye, haklı olarak bu alanların yabancıların eline geçmesini engelleyen adımlar atmaktadır. Bu durum, tamamiyle doğru bir stratejidir.

Bizce, sağlık alanı da stratejik sektörlerden birisidir ve yabancıların eline terkedilecek bir alan değildir.

Ancak, sağlık alanında ulusal bir stratejinin varlığından söz etmek mümkün değildir.

Ne Sağlık Bakanlığı, ne de SGK’nın politikalarında böyle bir yaklaşım göremiyoruz.

Görev alan yöneticilerde de böyle bir yaklaşımın yansımalarını göremiyoruz.

Aksine, yabancı hayranlığı ve kültürel erozyon oldukça yaygın durumdadır.

Bu durum, uygulamalara da yansımış bulunmaktadır.

Desteklenmeyen, aksine horlanan ve baskı altına alınan özel laboratuvarlar ortadan silinmiş durumdadır. Laboratuvar alanının şu anda büyük çoğunluğu, yabancı ve özellikle de Alman kökenli laboratuvarların eline geçmiş bulunmaktadır.

Türk kökenli medikal firmalar da aynı durumdadır. Çoğu batmış ve iflas etmiştir. Az sayıdaki yerli laboratuvar firması da borç-harç içinde yaşam savaşı vermektedir.

Laboratuvar alanında faaliyet, büyük ölçüde “ Dört Büyükler” denilen uluslararası dev ölçekli yabancı firmaların tekeline geçmiş durumdadır. Aslında, onlar da SUT fiyatlarının güncellenmemesi nedeniyle Türkiye’den mutlu değillerdir. Karlılıkları kalmamıştır ve onlar da zarar etmektedirler. Ancak, uluslararası rekabet güçleri nedeniyle, zarar da etseler dayanabilecek güçleri vardır ve Türkiye’de olmayı stratejik olarak sürdürmektedirler.

Ancak yerli ve Türk kökenli kuruluşların böyle bir gücü ve olanağı bulunmamaktadır. Bu nedenle de ya iflas ederek piyasadan kaybolmakta, ya da yabancılara satılarak teslim olmaktadırlar.

Özel hastanelerin de aynı durumda olduğunu görüyoruz. Daha çok bilinen özel hastane zincirlerinin büyük çoğunluğu, artık yabancı sermaye fonlarının eline geçmiş bulunmaktadır.

Maalesef sonuçta gelinen nokta bu şekildedir.

SUT’TA 12 YILDANBERİ NEDEN DÜZENLEME YAPILMADI?

  1. Güçsüzleşen Laboratuvar Sektörü Sorunlarını Anlatamadı

Bir konunun anlatılması ve uygulama alanına aktarılabilmesi için, güçlü bir sektöre ve lobiye gereksinimi bulunmaktadır.

Laboratuvar alanında bulunan kesimler, bu yönden oldukça yetersiz kalmışlardır.

Uygulanan garip ve hatalı sağlık sistemi sonucunda, 2000 civarındaki tıbbi laboratuvar sayısı 100 civarına gerilemiş ve özel laboratuvarlar önemli bir güç olmaktan çıkmış durumdadırlar.

Bu alanda çalışan diagnostik firmaların sayısı oldukça azalmış ve sektör olarak zayıflamış durumdadırlar.

Daha etkili bir lobisi olan özel hastaneler de, SUT fiyatlarına ek olarak verilen %200 fark alabilme hakkını aldıktan sonra, bu yöndeki taleplerini gevşetmiş durumdadırlar.

Laboratuvar alanında kurulu bulunan uzmanlık derneklerinin yöneticileri de genelde memur durumunda olup, bu konunun önemini algılamaktan uzak durumdadırlar ve dar bir kalıp içinde oyalanmaktadırlar.

Böyle olunca da, konuyu doğru biçimde ortaya koyabilecek ve sorunlarını aktaracak kesimler etkili bir güç oluşturamamış, Sağlık Bakanlığı ve SGK üzerinde yeterince etkin olmamışlardır.

  1. Sağlık Bakanlığı Uzun Süre Diyaloğa Kapalı Olarak Yönetilmiştir

Maalesef Sağlık Bakanlığı, en uzun süre görevde kalmakla övünen bir Sağlık Bakanı tarafından 12 yıldan uzun süreli diyaloğa kapalı şekilde yönetilmiştir. Bu Sağlık Bakanı döneminde neredeyse hiçbir öneri dikkate alınmamış, tüm uygulamalar tepeden inmeci biçimde dayatılarak getirilmiştir.

Diyalog, tartışma ve fikir alışverişinin olmadığı bir ortamda doğru çözümler geliştirilemez.

Sağlık Bakanlığı, uzun süre böyle bir anlayışla yönetilmiş ve sonuçta da, dünyadaki diğer örneklerine hiç uymayan, yanlış yapılanmış, içinden çıkılmaz hale gelmiş ve büyük sorunları bulunan bugünkü garip sağlık sistemi ortaya çıkmıştır.

Bu dönemin, Türkiye için kayıp yıllar olduğu zamanla daha iyi anlaşılacaktır.

 Dolayısıyla, bu dönemde getirilen öneriler de dikkate alınmamış ve SUT düzenlemeleri hep ertelenegelmiştir.

  1. Sağlık Bakanlığı, Bu Yönden Görevini Yapmamıştır

SGK, uygulayıcı bir kuruluştur. Önüne gelecek konuların bilimsel zeminde tartışılması, gerekçelerinin olgunlaştırılması ve uygulamaya geçirilmesi yönünde bir konsensus oluşması gerekmektedir.

Bunu öncelikle yapması gereken de, en büyük sağlık örgütü olarak Sağlık Bakanlığı’dır.

Sağlık Bakanlığı, SUT düzenlemesi yönünden bu görevini gereği biçimde yerine getirmemiştir.

Halbuki, örneğin laboratuvar alanı yönünden konuyu ele almak gerekirse, Sağlık Bakanlığı Tıbbi Laboratuvar Hizmetleri Dairesi’nin her yıl düzenli olarak mevcut kullanılan laboratuvar test listesinin hem güncellenmesi yönünden, hem de fiyat analizleri yönünden düzenli ve sistematik çalışmaları olması gerekmektedir.

Cılız uygulamalar dışında, bu görev gereğince yerine getirilmemiştir.

Böyle olunca da, SGK’nın önüne Sağlık Bakanlığından yeterince olgunlaşmış ve inandırıcı öneriler gelmemiştir.

Diğer kesimlerden gelen öneriler de dikkate alınmamıştır.

4. Sağlık Bakanlığı ve SGK’da Kurumsal Bir Yapı Yoktur

Ne Sağlık Bakanlığı’nda, ne de SGK’da yeterince kurumsallaşmış bir yapı oluşturulmamıştır.

Öncelikle Sağlık Bakanlığı’nın, son 15 yıldanberi oldukça kötü yönetildiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bu derece sık yönetmelik değişiklikleri olan, yap-boz tahtasına dönmüş bulunan, yaptığı yönetmelikler büyük oranda antidemokratik olduğu için yargıdan dönen, 6 ayda bir yönetici kademeleri değişen, kurumsal hafızası ve gelenekleri kalmamış bir Sağlık Bakanlığı’nın iyi yönetildiğinden söz edilmesi mümkün değildir.

 Böyle olunca da, doğruların tartışılabileceği ve önerilerin değerlendirilebileceği bir ortam oluşamamaktadır.

SGK da farklı durumda değildir. Sık değişen yöneticiler nedeniyle, önerilerin değerlendirilebileceği ve doğru çözüm alternatiflerinin tartışılabildiği bir ortam SGK’da da yakalanamamıştır.

Konulara hakim olmayan yöneticiler de, ilgisiz ve bilgisiz kalmaktadırlar. Sorunların çözümü zorlaşmaktadır.

SUT düzenlemeleri konusu da bunlardan birisidir.

Ayrıca, SGK’da uzman birimler yetersizdir. Örneğin, tanıda önemli yer tutan laboratuvar testlerinin maliyet analizlerinin ve güncellenmesinin değerlendirilebileceği bir Laboratuvar Şubesi bile bulunmamaktadır.

  1. Toplu İhaleler Yanıltıcı Olmaktadır

Yine örnek olarak laboratuvar alanı üzerinden gidecek olursak, laboratuvar alanında düzenlenen toplu ihalelerin yanıltıcı olduğunu belirtmek gerekmektedir.

SUT listesinde yer alan testlerin birim fiyatları, toplu ihalelerde verilen rakamlara göre belirlenemez. Çünkü toplu ihalelerde, oldukça büyük ölçeklerdeki test volümleri için fiyat teklifleri verilmektedir. Türkiye’deki sağlık kuruluşlarının çok büyük çoğunluğu bu ölçeklerden uzaktır.

Maliyet analizleri, tüm dış etkenlerden bağımsız ve objektif olarak, bilimsel temelde her bir işlem ve parametre bazında yapılmalıdır.

Sınırlı yerlerde düzenlenen büyük toplu ihalelerdeki yüksek hacimlerin birim fiyatları gerçekçi değildir ve SUT birim fiyatları için ölçü olamaz.

NE YAPILMALIDIR? NASIL BİR DÜZENLEME YAPILMALIDIR?

  1. SUT Birim Fiyatlarında Düzenleme Yapılması Kaçınılmazdır

12 yıldanberi düzenleme yapılmayan SGK-SUT birim fiyatlarında düzenleme yapılması artık ertelenemez bir zorunluluk haline gelmiştir.

Yine laboratuvar testleri örneği üzerinden ilerlersek, dövizde %260 oranda artış olduğu 12 yılda, bugünkü SUT birim fiyatları ile laboratuvarların, firmaların ve kuruluşların yaşayabilmesi ve faaliyetlerini sürdürebilmeleri olanaksız hale gelmiştir.

Son dönemlerde yetersiz SUT birim fiyatları nedeniyle ihalelere istekli bulunmamakta ya da ihaleler SUT üzeri verilen teklifler nedeniyle sıklıkla iptal edilmektedir.

Yine laboratuvar test listeleri üzerinden ilerlersek, SUT listesinde yer alan laboratuvar testlerinin büyük çoğunluğunun maliyetleri artık SUT birim fiyatlarının oldukça üzerindedir.

Yeni bir düzenleme artık kaçınılmazdır. Mızrak çuvala sığmamaktadır.

  1. Çok Yönlü ve Bilimsel Bir Çalışma Yapılmalıdır

Branşlara yönelik uzman çalışmalar yapılmalıdır.

Her sektörün uzman paydaşları bu çalışmalarda yer almalıdır.

Örneğin, laboratuvar alanı için böyle bir çalışmayı Sağlık Bakanlığı Laboratuvar Hizmetleri Dairesi ile birlikte SGK’da oluşturulacak sürekli bir Laboratuvar Dairesi organize edebilir.

Bu çalışmaları yürütecek uzman komisyonlar oluşturulmalıdır.

Bu komisyonlarda, katkı yapabilecek tüm paydaşlar yer almalıdır.

Üniversite hastaneleri, Eğitim-Araştırma hastaneleri, devlet hastaneleri, özel hastaneler, tıp merkezleri, poliklinikler, özel laboratuvarlar ve TTB’den temsilciler yer almalıdır. Böylelikle, farklı ölçekteki sağlık kuruluşlarının temsilcileri bir araya gelecek ve doğru bir sonuç ortaya çıkabilecektir.

  1. SUT Düzenleme Komisyonları Sürekli ve Kurumsal Yapıya Kavuşturulmalıdır

Türk Tabipleri Birliği (TTB), son yıllarda böyle bir çalışmayı başarılı biçimde yerine getirmektedir. TTB- HUV (Hekim Uygulamaları Veritabanı) adıyla, tıpta kullanılan 8000’den fazla işlem yıllar süren büyük emek ve çalışmalar ile titizlikle fiyatlandırılmıştır.

 Çalışmalara, tıptaki tüm uzmanlık dernekleri ve sağlık sektörünün temsilcileri katılmışlar ve katkı sunmuşlardır. Ayrıca, özel sağlık sigortaları da katkıda bulunmuşlardır.

Oluşturulan sürekli komisyonlar, yılda iki kez toplanarak güncelleme yapmaktadır.

  1. Şu anda TTB-HUV listesi, Türkiye’deki en iyi ve güncel tıbbi işlemler listesidir.

SGK da, bu listeyi kendisi için örnek alabilir ve bu temel üzerinden yürüyebilir kanısındayız.

Dünyayı yeniden keşfetmeye gerek yoktur. TTB bünyesindeki yüzlerce hekimin yıllar süren çalışma ve emeği sonucunda iyi bir liste oluşturulmuştur. Sağlık Bakanlığı ve SGK, bu listeden yararlanmalıdır.

Ancak, hem SGK’da, hem de Sağlık Bakanlığı Laboratuvar Hizmetleri Dairesi olarak yılda en az iki kez toplanan ve güncelleme yapan sürekli komisyonların oluşturulması artık ertelenemez bir zorunluluktur.

Tabii ki tüm diğer branşlar için de bu çalışma yapılmalıdır.

TTB’nin yapabildiğini, SGK ve Sağlık Bakanlığı da pekala yapabilmelidir.

SGK ve Sağlık Bakanlığını bu yönde göreve davet ediyoruz.

Ve bekliyoruz.

Saygılarımızla.

 

28/12/2017

Mail: tiplab@tiplab.org

TIPLAB

Tıp Laboratuvarları Derneği

Yönetim Kurulu Başkanı

Prof. Dr. Paşa Göktaş

 

 

 

 

 

           

 

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

ÜNİVERSİTE HASTANELERİNDEKİ TIKANMA HÜKÜMETİN BÜYÜK AYIBIDIR

Aynı Zamanda Sağlık Sisteminin De Bir İflas Cephesidir

Üniversite hastanelerinde tam bir tıkanma ve iflas durumu yaşanmaktadır.

Bu durum yeni bir durum değildir. 7-8 yıldanberi bu şekildedir.

Üniversite hastaneleri çok kötü yönetilmektedirler.

Borçlarını ödemiyorlar.

Malzeme alamıyorlar. Çünkü ihalelerine giren firma kalmadı artık.

Hizmet kötüleşiyor ve kalitesizleşiyor.

Ama ilginçtir, 4 yıl önce verilen malzemelerin parasını ödemeyen üniversite hastaneleri, çalışanlarına sanki kar ediyorlarmışçasına takır takır döner sermaye performans primi ödemeye devam etmektedirler.

ÜNİVERSİTE HASTANELERİ HÜKÜMETİN SORUNU DEĞİL MİDİR?

7-8 yıldanberi, gelen tüm yönetimler (Cumhurbaşkanları, Başbakanlar, Bakanlar, YÖK Başkanları, Genel Müdürler vs.) bu durumu sanki kendi sorunları değilmiş gibi izlemektedirler.

Açıkçası bu kadar duyarsızlık olmamalıdır.

Bu kurumlar bu kadar başıboş ve kendi haline bırakılamaz.

Bu sorunu yaratan biz miyiz? Vatandaş mı? Başka bir hükümet mi?

Bu sorun başka bir hükümet zamanında mı yaratıldı?

Hayır. Bu hükümet zamanında yaratıldı.

O halde neden soruna el atılmıyor ve çözüme kavuşturulmuyor?

Açıkçası anlamış değiliz. Anlayabilmiş değiliz.

Sanki birileri Türkiye’ye bu konuda da tuzak kuruyor ve sabotaj yapıyorlar.

Türkiye’nin en önemli eğitim kurumlarını içten çökertiyorlar.

Aynen Ergenekon, Balyoz, 3 Temmuz kumpasları ve 15 Temmuz FETÖ darbesi gibi.

BU SORUNU KİM YARATTI?

Sorunun yaratıcısı ve üreticisi, maalesef 12 yıl boyunca Sağlık Sistemini yöneten eski Sağlık Bakanı Recep Akdağ dönemi yönetim anlayışıdır.

7-8 yıl öncesine kadar kendi dengelerini kuran ve Türkiye’nin en iyi sağlık kurumları olan üniversite hastaneleri, getirilen uygulamalarla adım adım iflasa sürüklendiler.

Eskinin güzide kurumları olan Hacettepe, Ankara Tıp, Gazi, İstanbul Üniversitesi Çapa ve Cerrahpaşa, Ege ve Dokuz Eylül, Akdeniz Üniversiteleri Tıp Fakültesi Hastaneleri artık ticari olarak itibarsız ve değersiz bir kurum haline sürüklendiler.

Çöküşün nedeni, kontrolsüz ve denetimsiz biçimde getirilen “Döner Sermaye Performans Primi” uygulamasıdır.

Herhangi bir şeffaflık, berraklık ve belirgin bir sınır getirilmeyen bu uygulama nedeniyle, tüm gelirler personel arasında paylaşılmakta, adeta yağmalanmakta ve malzeme alınan firmalara borçlar ödenmemektedir.

 İçeride bir saadet zinciri kurulmuş durumdadır. Dışarıda ise bu hastanelere ürün sağlayan ve kolunu kaptıran firmalar teker teker batmaktadırlar.

Kimin umurunda?

Maalesef bu konuda hükümet fiilen ortada yoktur.

Yıllardır hiçbir önlem getirilmemektedir.

HÜKÜMETİN GÖREVİ İHMAL DURUMU VARDIR

Bakın biz muhalif falan değiliz.

Çoğu konuda da hükümeti başarılı buluyor ve destekliyoruz.

Ama bu konu hariç.

Maalesef, üniversite hastaneleri konusunda hükümet ilgisiz, bilgisiz ve görevi ihmal konumundadır.

Belki de FETÖ olayında olduğu gibi ciddi biçimde yanıltılmış durumdadır.

Peki kim yanılttı Sayın Erdoğan ve hükümeti?

Tabii ki o dönem sağlık sistemini kurgulayan ve yönetenler. En başta da o dönemin Sağlık Bakanı.

CUMHURBAŞKANI VE BAŞBAKANI ÜNİVERSİTE HASTANELERİ KONUSUNDA GÖREVE DAVET EDİYORUZ

Sayın Cumhurbaşkanı;

Sayın Başbakan;

Lütfen bu konuya el atın.

Üniversite hastanelerinin bataktan çıkarılması için önlemler alın.

Bu hastanelerdeki başıbozuk ve denetimsiz harcama sistemine son verin.

İflasın, kötü yönetimin, yağmalamanın ve suistimalin ana kaynağı olan “Döner Sermaye Performans Primi” uygulamasına son verin.

Bu hastanelerde belirli ve sabit ücrete geçilmesini sağlayın.

Bu hastanelerin, öncelikle borçlarını ödemelerini sağlayın.

Yoksa, bu enkazın altında bizler gibi sizler de kalacaksınız.

Sizleri, Türkiye’yi yöneten 1. ve 2. Sıradaki sorumlular olarak göreve davet ediyoruz.

Daha önceleri birçok görevli ve sorumluya başvurduk, ancak sonuç alamadık.

Görüyoruz ki, bu sorunu ancak sizler çözebilirsiniz.

Başka bir umudumuz kalmadı artık.

Ayrıca, bu sorunu çözmenizin aynı zamanda göreviniz olduğunu hatırlatmak istiyoruz.

Sizden çözüm ve aksiyon bekliyoruz.

Bu konuda size her türlü bilgi ve yardımı sağlamaya hazır olduğumuzu bilmenizi istiyoruz.

Saygılarımızla.

20/12/2017

TIPLAB

Mail: tiplab@tiplab.org                                                                    Tıp Laboratuvarları Derneği

Yönetim Kurulu

 

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

SAĞLIK SİSTEMİNİN DERİNLEŞEN SORUNLARI NELERDİR? NASIL ÇÖZÜLEBİLİR?

SANILANIN AKSİNE, SAĞLIK SİSTEMİNİN DERİN SORUNLARI BULUNUYOR

            “ Sağlık sisteminin derin sorunları mı var?” dediğinizi duyar gibiyiz. Çünkü belirli bir grup tarafından, sağlık sistemi çok başarılıymış, dünyada örnek gösteriliyormuş gibi lanse edilmektedir.

Aslında durum hiç de öyle değildir. Sağlık sisteminin çok önemli ve derinleşmiş sorunları bulunmaktadır. Ancak, sorunları iyi bilen ve gündeme getiren yeterli bir potansiyel olmadığı için, sorunlar anlaşılamamakta ve çözüm yoluna gidilememektedir.

SAĞLIKTA SORUNLAR NEDEN ANLAŞILAMADI?

            Ergenekon Davası bir hataydı, ancak başlangıçta anlaşılamadı.

Balyoz Davası bir hataydı, ancak başlangıçta anlaşılamadı.

Hatta, o dönemde Başbakan olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan, bu davaların arkasında durdu ve avukatı olacağını belirtti.

FETÖ örgütlenmesi bir hataydı, ancak uzun süre bu örgütlenmenin yabancı güçlerin bir beşinci kol faaliyeti olduğu anlaşılamadı.

Ergenekon, Balyoz davalarının ve FETÖ örgütlenmesinin yanlış olduğu nasıl anlaşılamamışsa, sağlıktaki yapılanmanın yanlış olduğu da benzer nedenlerle anlaşılamamıştır.

            Üstelik Ergenekon, Balyoz, Şike Davaları kamuoyunda belirli oranda tartışılmasına ve bu operasyonların yanlış olduğunu ısrarla savunan belirli bir kesim olmasına rağmen, hatalar engellenemedi ve kumpasın önüne geçilemedi.

            Türkiye, Ergenekon ve Balyoz kumpaslarıyla, TSK’daki en dürüst, üretken, vatansever kadrolarından önemli kısmını hapislerde çürüttü ve ordudan uzaklaştırdı. TSK, neredeyse yabancı güçlerin kontrolüne sürükleniyordu. Ancak 10 yıl kayıptan sonra, TSK’dan tasfiye edilenlerin bir kısmı tekrardan görevine dönebilmekteler.

Şike Kumpası, Fenerbahçe’nin kolunu kanadını kırdı, ekonomik olarak iyice zayıflattı. Kulüp hala toparlanamıyor.

FETÖ olayının gerçek boyutu, kanlı darbe girişimine kadar anlaşılamadı. Üstelik bunları anlatmaya çalışan insanlar olmasına rağmen.

Sağlık alanında ise, yanlışları açıklayan birkaç kişi dışında ne bir organize kuruluş, ne de kişiler bulunuyor. Özellikle bugünkü sağlık sisteminin, uzun süren Sağlık Bakanlığı döneminde temelini atan Recep Akdağ döneminde, ne bir öneri dikkate alındı, ne de farklı görüşlerin tartışılmasına zemin hazırlandı. Asla bir tartışma ortamı olmadı, tartışmalardan bilerek kaçınıldı. Bakan tarafından her konu üstten dikte edildi ve uygulandı. Danıştay ve diğer yargı kuruluşları tarafından iptal edilen yasa ve yönetmelikler bile, ısrarla döndürülüp tekrardan çıkarıldı.

Sağlık alanında, yapılan yanlışlara karşı çıkan, yanlışlar konusunda kamuoyu oluşturan yeterli kişi, örgüt ve potansiyel olmayınca da, Türkiye sağlıkta yanlış yapılanmayı yaşamak zorunda kaldı.

            Aynen Ergenekon, Balyoz, Şike ve FETÖ olayları gibi. Bugün artık Ergenekon, Balyoz, Şike olaylarının kumpas olduğu ortaya çıkmış bulunuyor. Ama bunlar Türkiye’ye çok zarar verdi. TSK ciddi oranda zayıfladı.

FETÖ darbe girişiminde, Türkiye iç savaştan döndü. Hala mücadele sürüyor.

Ancak Türkiye, belirtilen konuların acısını çekse ve zararlarını görse de, en azından hatasını anladı ve hatadan dönmeye çalışıyor.

            HATALARIN HALA ANLAŞILAMADIĞI ALAN: SAĞLIK ALANI

            Ergenekon, Balyoz, Şike kumpası gibi davalarda, bu davalardan zarar gören dinamik, mücadeleci ve geniş bir kesim vardı. Bunların mücadelesine rağmen, yanlıştan zar zor geri dönülebildi.

            Sağlık alanında ise durum pek öyle değil. Yanlışları gören kesimler yeterince aktif,

cesur ve mücadeleci değiller. En önemlisi, örgütlü ve organize değiller. TTB yönetimi, asli görevlerini yapmaktan oldukça uzakta oyalanıyor. Uzmanlık dernekleri dar alanlarda kaybolmuş durumdalar. Diğer sağlık örgütlenmeleri, gerçek hedeflerini ne ortaya koyabilecek, ne de gerçekleştirebilecek potansiyele sahip değiller.

Bireysel çabalar da cılız kalıyor.

Özellikle eski Sağlık Bakanı Akdağ döneminde, kamuoyu tek yönlü bilgilendirildi. Sürekli olarak, yapılan işlerin ne kadar doğru ve mükemmel olduğu yönünde yoğun bir kampanya yürütüldü. Tek yönlü yoğun bilgi bombardımanı ile, farklı görüşlerin duyulması engellendi. Sonuç olarak, kamuoyu yapılan işlerin en iyisi olduğuna ve alternatifi bulunmadığına inandırıldı.

            Ergenekon, Balyoz, Şike olaylarında planlı ve bilinçli bir kumpas olayı vardı. Sağlıkta da böyle bir kumpastan söz edebilir miyiz?

            Hayır. Bilinçli bir kumpastan söz edemeyiz.

Ancak, sağlık alanının bu hale gelmesini isteyen ve bu yönde çaba gösteren bir koalisyondan söz edebiliriz.

           SAĞLIK ALANI NEDEN BU HALE GETİRİLDİ?

  1. Birincil Sorumlu Yönetici Kadrodur

Tabii ki birincil sorumlu, sağlık alanını 10 yıldan uzun süreli yöneten kadrodur. Başta da eski Sağlık Bakanı. Sağlıktaki olumlu ve olumsuz yöndeki yapılanmanın esas sorumlusu, doğal olarak eski Sağlık Bakanı ve etrafındaki kadrosudur.

Eski Sağlık Bakanı Sayın Akdağ’ın kötü niyetle bu dönüşümü gerçekleştirdiğini söylemiyoruz. Olay kötü niyet değil, bir düşünce ve yöntem farklılığıdır. Bir politikacı olarak realist değil, populist bir zihniyetle görev sürdürmüştür. Birincil amaç, halka daha hoş görünmek ve daha fazla oy desteği sağlamak olmuştur. Amaç böyle olunca da, Sağlık Bakanlığı harcamalarını alabildiğine yükseltmek, genel bütçeden ve SGK’dan alabildiğine fazla ödenek almak için çaba göstermiştir. Bu konuda da, o zamanki Başbakan Erdoğan’ı etkilemiş ve ikna etmiştir. Sonuçta da Sağlık Bakanlığı harcamaları, Türkiye’nin son 100 yılda görmediği abartılı boyutlara yükselmiştir.

Aslında, genel bütçenin dengeleri reel sektör aleyhine bozulmuştur. Türkiye’nin gereksinimi olan, üretici ve reel sektöre aktarılması gereken kaynaklar, oy ve populizm kaygılarıyla, tüketici bir sektör olan Sağlık Bakanlığı kaynaklarına yöneltilmiştir.

Böyle bir yönetim anlayışının doğru olmadığını düşünmekteyiz. Sorumlu bir yönetici, sadece kendi sorumlu olduğu teşkilatın başarısını değil, öncelikle ülkenin genel çıkarlarını düşünmelidir. Eğer sizin başarınız ülkenin daha öncelikli sektörlerinin gelişmesini engelliyorsa, orada tavrınız ülkenin genel çıkarları yönünde olmalıdır. Sağlık alanının yönetiminde, ülkenin genel çıkarları değil, o günkü sağlık alanındaki yöneticilerin kişisel başarıları önde tutulmuş ve ülke de genelde bu politikadan büyük zarar görmüştür kanısındayız.

Bu konuda, o zamanki sağlık yönetimi tarafından, Başbakan Erdoğan’ın ciddi şekilde yanıltıldığı kanısındayız.

 Duygusal ve Önyargılı Kararlar Hatalara Neden Oldu

Eski Sağlık Bakanı’nın en önemli zaaflarından birisi de, serbest çalışan hekimlere karşı neredeyse onları yeryüzünden silme boyutuna varan aşırı allerjisidir. Bu duygusal yaklaşım, Türkiye’ye pahalıya patlamıştır. Bir taraftan hekimlerin serbest çalışma olanakları, türlü çeşitli eziyetler ve yasa/yönetmelik düzenlemeleriyle yasaklanırken, diğer taraftan onların kamu bünyesinde memur olarak çalışmaları neredeyse zorunlu yol olarak bırakılmıştır. Sonuçta, hekimlerin büyük çoğunluğu kamu bünyesinde görev yapar hale getirilmiştir. Bu durum da, kamunun personel harcamalarını anormal boyutlara taşımış, neredeyse sürdürülemez hale getirmiştir.

 

  1. Yeni Bir Yönetici Sınıfı Oluşturuldu

Kamu Hastane Birlikleri (KHB) ve hastane yöneticiliği gibi yeni bir sistemle birlikte, çok sayıda Genel Sekreter, Mali Sorumlu, Hastane Yöneticisi ve bunların alt kadroları şeklinde geniş bir yönetici kadro oluşturulmuştur. Bu kesim de, aldıkları yüksek ücretler ve statüler nedeniyle, sistemden yararlanan konumda oldukları için, sağlıktaki yanlış uygulamaları görmezden gelmişler, aksine en büyük savunucuları olmuşlardır. Sağlık sistemi büyük kargaşaya sürüklenmiş, doğru ile yanlışın ayırdedilemediği büyük bir kaos ortamı ortaya çıkmıştır.

Son günlerde, KHB konusunda yanlıştan dönülmüş görünmektedir. Ancak, deneme- yanılmalarla giden, öngörüsüz ve kötü yönetim tarzının, ülkeye kaybettirdiklerinin boyutu hiç de az değildir.

4. Rant Lobilerinin Etkisi

Sağlık yönetimleri, dünyadaki sağlık yönetimi modellerini ve Avrupa’da en iyi modeller olarak seçilen Almanya, Fransa gibi modelleri esas alacağı yerde, bu tür modellerle hiç ilgisi olmayan garip bir yapıya yönelmiş durumdadır. Daha ekonomik olan ve halka daha yaygın hizmet verebilecek yapıdaki poliklinikler, muayenehaneler, laboratuvarlar gibi sağlık yapıları, bilinçli ve ısrarlı şekilde sistem dışına itilirken, SGK’nın ve sağlık sisteminin kaynakları büyük ölçüde hastanecilik sistemine yöneltilmiştir. Bu durumun, ilgili kesimlerin güçlü lobi faaliyetleriyle olduğu gözlenmektedir.

Sağlık yönetimi, bilimsel ve objektif dünya modellerini örnek alacağı yerde, lobilerin etkisinde çarpık ve Türkiye’nin yararına olmayan bir modele dönüşmüştür.

Belirli lobiler de, sistemin bu şekilde devamını sürdürmek için, sağlık yönetimine sürekli olarak destek sağlamaktadırlar.

5. Sağlık Yönetiminin Vizyon Sorunu Gözlenmektedir

Maalesef sağlık yönetiminin, ciddi oranda vizyon sorunu gözlenmektedir.

Sıklıkla değişen yöneticiler, geçmişle bağ kurmakta zorlanmaktadırlar. Kurumsal hafıza neredeyse yok olmaya yüz tutmaktadır.

Diğer ülkelerdeki sağlık modelleri iyi bilinmemekte ve incelenmemektedir.

Türkiye’de şu anda oluşmuş olan garip ve çarpık sağlık modeli, normalmiş gibi algılanmaktadır. Anormal yapı, normalimiz haline gelmiş durumdadır. Dolayısıyla da, normalin ne olduğunu bilmeyen ve unutmuş kadrolarla, bu durumdan çıkmak ve normale ulaşmak hiç de kolay olmayacaktır.

SAĞLIK SİSTEMİNDE YANLIŞLARDAN DÖNÜŞ MÜMKÜN MÜDÜR?

Kuşkusuz mümkündür.

Türkiye Ergenekon, Balyoz, Şike kumpaslarını anlayarak dönebildiğine göre, sağlık alanındaki yanlışları da anlayarak dönecektir.

Ancak; Ergenekon, Balyoz, Şike kumpaslarından dönüş hiç de kolay olmamıştır. Hasarlar büyük olmuştur. Ergenekon ve Balyoz kumpasları TSK’nın neredeyse en dinamik ve vatansever kadrolarını tasfiye etmiş, TSK’nın içini boşaltmıştır. Şike kumpası sadece Fenerbahçe’yi güçsüz düşürmekle kalmamış, aynı zamanda Türk spor alanını baştan aşağıya tahrip etmiş ve geriletmiştir.

Türkiye, halen bu kumpasların yaralarını sarmakla uğraşmaktadır.

FETÖ darbe girişiminden kıl payı dönülmüş, Türkiye işgalden ve iç savaştan güçlükle kurtulmuştur.

Sağlık alanındaki hataların farkına varılabilmesi, diğer alanlar kadar kolay değildir. Çünkü, bu alandaki yanlış yapılanmaya dayalı sistemden nemalanan ve sistemin bu halde devamından yararlanan geniş bir kesim bulunmaktadır. Dolayısıyla, doğru yönde bir değişime sessiz, gizli ve yaygın bir direnç söz konusu olacaktır.

Bu nedenle, doğru bir planlama yönünde bilinçli bir dönüşüm kolay olmayacaktır.

Ancak, sorunlar patlak verdiğinde ve sistem işlemez hale geldiğinde dönüşler olacaktır. Bu tür dönüşüm modeli de, bedeli en pahalı olan ve en ilkel dönüşüm modelidir.

Kamu Hastane Birlikleri (KHB) sisteminden dönüşte olduğu gibi. Bu sistemin işlemezliği, üç başlı yapının ortaya çıkması ve yönetilemez hale gelişi, sistemin iptaline neden olmuştur. Ancak, ülke bu gereksiz deneme-yanılma nedeniyle yıllarını ve değerli kaynaklarını yitirmiş durumdadır.

SAĞLIK SİSTEMİNİN TEMEL SORUNLARI NELERDİR?

  1. Sağlık Sisteminin Düşünsel Temeli Çarpıktır

Sağlık sistemi, büyük ölçüde eski Sağlık Bakanı Sayın Akdağ zamanında değişime uğraşmıştır.

Ancak, populizm temelli ve oy kaygısına dayanan bir yapıda şekillenmiştir. Ayrıca, dönüşümü gerçekleştirenlerin serbest çalışmaya allerjileri nedeniyle de, subjektif önyargılarla şekillenme gerçekleşmiştir.

Dünya modelleriyle ilgisi olmayan, ülkeye ekonomik yükü ağır olan, eski sosyalist sistem yapılarını çağrıştıran, hantal bir yapı ortaya çıkmış durumdadır.

Sistem, esas olarak objektif ve bilimsel temelden oldukça uzakta durmaktadır.

2.  Sağlık Sistemi, 2. Basamaktan Yoksundur

Sistemin en önemli eksikliği, 2. Basamaktan yoksun olmasıdır.

Dünyadaki başarılı sağlık modellerinde, genellikle 1. Basamağı aile hekimleri oluşturmaktadır. 2. basamağı ise uzman hekimler oluşturmaktadır. Aile hekimleri, içinden çıkamadıkları durumları, ilgili uzman hekimlere sevk etmektedirler. Uzman hekimlerin büyük çoğunluğu ise, en başarılı örnekler olarak seçilen Almanya ve Fransa örneklerinde olduğu gibi, muayenehanelerinde serbest olarak çalışmaktadırlar.

Hastaların büyük çoğunluğu, ya 1. Basamak olan aile hekimlerinde, ya da 2. basamak olan uzman hekim muayenehanelerinde bakılmakta ve işleri görülmektedir. Dolayısıyla, ayaktan tanı ve tedavi kuruluşları aşamasında hastalar görüldüğü için, ülkeye ekonomik bedeli de çok daha uygun olmaktadır. Bu oran, hastaların %80’idir.

  3.basamağı ise hastaneler oluşturmaktadır. Eğer uzman hekimler hastanın işini mevcut olanakları içinde çözemezlerse, hastaları hastaneye götürmekte ya da sevk etmektedirler. Bu oran da, hastaların %20’den daha azını oluşturmaktadır.

Türkiye, böylesine akılcı bir modele sahip değildir. Tam tersine, en pahalı ve akıl dışı bir modeli desteklemekte ve finanse etmektedir. Türkiye’de, hastaların %80’den fazlası hastanelerde bakılmaktadır. Sistem, tamamiyle hastanecilik üzerine kuruludur. Hastanelerde hasta bakımı ise, en pahalı modeldir. SGK, yalnızca hastanelerle sözleşme yapmakla, bu yanlış modeli açıkça desteklemektedir. Bir anlamda SGK, kendi giderlerini artırmaktadır. Çünkü hastanelere giren hastalar, bir zincir halinde gereksiz işlemlerden geçirilmektedir. SGK, yanlış politikayla bu duruma zemin hazırlamaktadır.

Aksine SGK’nın, 2. Basamağı oluşturan ayaktan tanı ve tedavi kuruluşlarıyla sözleşmeyi desteklemesi ve teşvik etmesi gerekmektedir.

3. Hastanelerde Uygulanan Performans Primi Uygulaması Sistemi Temelden Dejenerasyona Uğratmıştır

Gerek devlet, gerekse üniversite hastanelerinde uygulanan döner sermaye performans primi uygulaması, sağlık sisteminin temel sorunlarından birisi haline gelmiş bulunmaktadır. Öncelikle bu sistem sanaldır ve kağıt üzerinde performans primi üretilmektedir. Ayrıca, hastalar suistimal edilmektedir. SGK da suistimal edilmektedir.

Bu uygulama, sağlık sistemini içten çürütmektedir. Hastaya yararlı olmaktan çok, performans primini artırmak temel amaç haline gelmiş bulunmaktadır.

4. Üniversite Hastanelerinin Durumu, Sağlık Sisteminin En Önemli Sorunlarından Birisi Haline Gelmiştir

Üniversite hastaneleri, alınan yanlış kararlarla çıkmaza sürüklenmiş ve iflas durumuna getirilmiştir.

Üniversite hastanelerinin yalnızca SUT’a mahkum edilmesi yanlıştır. Özellikli işlemlerden ek ücret alma uygulamaları ortadan kaldırılmıştır. Dolayısıyla gelirleri azalmıştır.

Diğer taraftan, daha özellikli ve ağır işlemler gerçekleştirmelerine rağmen, düz devlet hastaneleri ile aralarında çok küçük fiyat farkları bulunmaktadır. SUT ödemeleri yetersizdir.

Part-time çalışma yasaklandığı için, personel maliyetleri anormal şekilde yükselmiştir.

Diğer taraftan, gelirler sınırlı olmasına rağmen, döner sermaye performans primi paylaşımları ölçüsüz biçimde yapılmaktadır.

Bu durum da, hastaneleri giderek borcunu ödememeye ve bunun yerine performans primi paylaşımlarını artırmaya yöneltmiştir. Açık bir şekilde, sorumsuz yönetim biçimi ve suistimal ortaya çıkmıştır. Hastaneler borçlanmış ve iflas durumuna sürüklenmiştir.

İlginç olan, bu soruna uzun süre devletin tüm kurumlarının ve yöneticilerinin seyirci kalmasıdır. Devlet bu konuda sorumluluktan kaçmış ve sanki birileri bilerek üniversite hastanelerinin çıkmaza sürüklenmesini körüklemiştir.

5. SUT Fiyatlarının 11 Yıldır Güncellenmemesi Bile, Sağlık Bakanlığı ve SGK’nın İyi Yönetilmediğinin Göstergesidir

SUT fiyatları, 11 yıldır güncellenmemektedir. Bu yönde doğru düzgün bir çalışma bile yapılmamaktadır. Öneriler, sık değişen yöneticiler nedeniyle uygulamaya geçirilememektedir.

Yönetim anlayışında, genel bir ilgisizlik ve özensizlik gözlenmektedir.

6. Sağlık Sisteminin Finansal Sürdürülebilirliği Mümkün Görünmemektedir

Sağlık Bakanlığı giderleri hem genel bütçeyi, hem de SGK’yı ciddi şekilde zorlamaktadır. Hekimlerin neredeyse tümünün kamu şemsiyesi altına alınması ve devlet memuru haline getirilmesi, personel maliyetlerini anormal şekilde artırmıştır. Performans primi gibi ucu belirsiz uygulamalar da, hem bu giderleri daha da artırmakta, hem de sistemdeki belirsizlik ve suiistimalleri derinleştirmektedir.

Sistemin, bu haliyle sürdürülebilirliği açıkçası mümkün görünmemektedir.

7. Kamu Hastane Birlikleri (KHB) Yapılanması

Yanlış bir yapılanmaydı. Neyse ki, geç de olsa bu yanlıştan dönülmektedir.

8. Şehir Hastanelerinin Akılcılığı Kuşkuludur

Türkiye, çok büyük maliyetlerle şehir hastaneleri yapmaktadır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da, bu projeleri desteklediğini her fırsatta tekrarlamaktadır.

Bazı şehirlerde, hastanelerin yenilenmesi yönünden bu model yararlı olabilecektir.

Ancak her şehirde akılcı olacaktır denemez.

Bir kere, maliyetler yüksek görünmektedir. Ayrıca, aynı şehirlerde zaten var olan ve hizmeti süren hastaneler bulunmaktadır. Bunların iyileştirilmeleri daha akılcı olabilirdi.

Diğer taraftan, büyük şehirlerde insanların sağlık sorunlarını yerel merkezlerde çözmek yerine, uzaklara taşıyarak çözmek çok da akılcı bir yöntem olarak görünmemektedir. Ulaşım, taşıma ve trafik maliyetleri şehircilik yönünden yeni sorunlar oluşturabilecektir.

SAĞLIK ALANINDAKİ SORUNLARI ÇÖZMEK İÇİN NELER YAPILMALIDIR?

  1. Diyalog ve Tartışma Ortamı Yaratılmalıdır

Sağlık yönetiminin, farklı görüşü olan kişi ve kuruluşlarla diyalog ortamı yaratmasına şiddetle ihtiyacı bulunmaktadır. Mevcut durumda, yönetici kadronun bakış açısı tıkanmış durumdadır ve ne yapacağını bilemez bir görünüm sergilemektedir.

Yanlışları, yeni yanlışlarla düzeltme adımlarından kaçınılmalıdır.

  1. Tepeden İnmeci Davranışlardan Kaçınılmalıdır

Sağlık yönetiminin, bugüne kadar sıklıkla uyguladığı bu tür yaklaşımlardan kaçınılmalıdır. Bu nedenle de, diyaloğa ve konsesusa gerek duyulmaktadır.

  1. Duygusal Değil, Gerçekçi ve Objektif Olunmalıdır

Devlet yönetimi ciddi iştir. Asla subjektifliği ve duygusallığı kabul etmez. Maalesef sağlık yönetiminde, özellikle eski Sağlık Bakanı döneminde duygusal ve önyargılı davranışlar, büyük yanlışların yapılmasına neden olmuştur.

Bu nedenle duygusal değil, tarafsız ve objektif verilerle kararlar alınmalıdır.

  1. Dünya Modelleri Esas Alınmalıdır

“Biz, Türk tipi sağlık modeli yaratacağız. Dünyaya örnek olacağız” tarzında hamaset dolu ve gerçekle ilgisi olmayan yaklaşımlardan vazgeçilmelidir.

Türkiye’de şu anda uygulanan sağlık sisteminin, ne dünyaya örnek olacak yanı vardır, ne de akılcı ve mükemmel bir modeldir. Aksine, çarpık ve akılcı olmayan birçok yönü bulunan, gerçekte oldukça pahalı bir modeldir.

Kafamızı kuma gömmek yerine, başımızı kaldırarak etrafımıza bakmamız gerekmektedir. Bu alanda örnek gösterilen ve sağlık sistemlerini belirli bir standarda ulaştırmış, özellikle Avrupa ülkeleri ne yapıyorlar diye. Bunlar içinde de, sıklıkla en iyi seçilen Fransa ve Almanya modelleri iyi incelenmelidir.

  1. Sağlık Sisteminin 2. Basamağı Oluşturulmalıdır

Sağlık sistemimiz şu anda esas olarak bir hastanecilik sisteminden ibarettir. Basamaklar işlememektedir.

1.basamak aile hekimleri olmakla birlikte, çok iyi ve etkin kullanılmamaktadır.

2.basamak ise hiç yoktur. 2.basamak, uzman hekimler olmalıdır. Bu basamak oluşturulmalıdır. Bu nedenle, 2.basamakta yer alması gereken uzman hekim muayenehaneleri, poliklinikler ve laboratuvarlarla da SGK sözleşme yapmalıdır.

Hastaneler 3. basamak olmalıdır ve yalnızca yatan hastalar için kullanılmalıdır. Hastanelere sevki, yalnızca 2. basamaktaki uzman hekimler yapabilmelidir.

Böyle bir model, dünyanın birçok ülkesinde en yaygın olarak uygulanan akılcı bir modeldir. Bu model ile,  görülecektir ki sağlık giderleri de önemli ölçüde azalacaktır.

Bu modele, hiç zaman kaybetmeden adım adım yönelmek durumundayız.

6. Hastanelerdeki Performans Sistemine Son Verilmelidir

Hastanelerde uygulanan “Döner Sermaye Performans Primi” uygulaması, içinde birçok suistimali barındıran ve sağlık sistemini içten çürüten bir uygulamadır.

Bu uygulama kaldırılmalıdır.

Bunun yerine, hekimlere uygun ve adil bir sabit ücret verilmelidir. Ücretin en azından daha fazla bir kısmının emekliliğe yansıması da sağlanmalıdır.

Ücretten memnun olmayan ve daha fazla çalışmak isteyen hekimlere de, bir esneklik sağlanabilir. Daha fazla çalışmak isteyen hekimlerin de, mesaiden sonra serbest çalışmalarına izin verilmesinde bize göre hiçbir sakınca yoktur.

Böyle bir uygulama sistemi rahatlatacak, SGK üzerindeki daha fazla global bütçe isteği yönündeki baskıları azaltacaktır.

  1. Üniversite Hastaneleri Sorununa Mutlaka El Atılmalıdır

Bir ülke, neredeyse tüm üniversite hastanelerinin iflasa sürüklenmiş olduğu bir modeli yürütemez. Bu durum hem Türkiye’nin, hem hükümetin, hem de üniversite yönetimlerinin ayıbıdır:

Bu sorunun çözümü için:

  • Üniversite hastanelerinin, özellikli işlemler için ek ücret alabilmeleri serbest hale getirilmelidir.
  • Özellikli işlemler için SGK’dan yapılan SUT ödemeleri daha iyi hale getirilmelidir.
  • Üniversite hastanelerinde uygulanan Döner Sermaye Performans Primi uygulaması kaldırılmalıdır. En azından buna bir sınır getirilmelidir.
  • Borcunu ödemeyen üniversite hastanesinin performans primi dağıtması kesinlikle engellenmelidir. Üniversite hastanelerinin öncelikle borçlarını ödemeleri sağlanmalıdır.
  • Üniversite hastanelerindeki öğretim üyelerinin, hastaneye olan maliyetini azaltmak amacıyla, esnek çalışma modelleri getirilebilir ve hastanelerin finansal rahatlaması sağlanabilir.
  1. Tam Gün Yasası Esnekleştirilebilir

Tam Gün Yasası, hekimlerin ve sağlık personelinin kamu üzerindeki personel maliyetini anormal ölçüde artırmış bulunmaktadır.

Bu yasa esnekleştirilerek, bu maliyet azaltılabilir.

SONUÇ

Yukarıda, sağlık sisteminin içinde bulunduğu sorunları ve bunların çözüm yolları ile ilgili görüşlerimizi iletmeye çalıştık.

Bu önerilerin değerli olduğu kanısındayız.

Görebildiğimiz kadarıyla, sorunları bu derecede açık, yalın ve dürüstçe ortaya koyan çok az kişi ve kuruluş bulunmaktadır.

Bu nedenle öneriler değerlidir. Çünkü, başka kaynaklardan bu tür önerileri objektif ve dürüstçe alabileceğiniz bir kaynak maalesef şu anda göremiyoruz.

Önerilerimizi, devletin tüm kademeleri ve yetkilileri ile istedikleri zaman konuşmaya, tartışmaya, irdelemeye ve tüm kademelere yardımcı olmaya hazırız.

Böyle bir görevi, ülkemiz için bir borç olarak düşünmekteyiz.

Dileriz ki, tüm yetkili kademelere bu görüşlerimiz yardımcı olur.

Saygılarımızla.

 

11/09/2017

Prof. Dr. Paşa Göktaş

TIPLAB

Tıp Laboratuvarları Derneği

tiplab@tiplab.org                                          Yönetim Kurulu Başkanı

 

 

 

 

 

 

 

           

 

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

MERKEZİ LABORATUVAR İHALELERİNİN AVANTAJLARI VE DEZAVANTAJLARI NELERDİR?

Son 3-4 yıldanberi, Türkiye’de bazı bölgelerde merkezi laboratuvar ihaleleri düzenlenmektedir. Özellikle de İstanbul ve Ankara gibi bazı büyük şehirlerde.

Gözlemlerimiz ışığında, bu merkezi ihalelerin yararlarını ve zararlarını şöylece irdeleyebiliriz.

MERKEZİ LABORATUVAR İHALELERİNİN AVANTAJLARI

  1. Bir Ölçek Ekonomisi Yaratmak

Az miktarda olan malzemeleri belirli bir ölçeğe ulaştırarak, toplu alımın fiyat avantajından yararlanmak. Bu durum, özellikle küçük boyutlu hastaneler için geçerli olabilir.

Ancak, zaten büyük miktarda sirkülasyona ve hacme sahip olan Göztepe, Haydarpaşa Nümune, Kartal Lüfti Kırdar, İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Okmeydanı, Ankara Nümune, Dışkapı Eğitim ve Araştırma Hastaneleri gibi büyük ölçekli hastaneler için geçerli olamaz.

  1. Tek Bir Sorumlu Firma İle Muhatap Olmak

Diğer bir neden, birçok sorumlu firma yerine tek bir sorumlu firma ile muhatap olmaktır. Bu durum da, yöneticiler açısından kulağa hoş gelen bir durumdur. Avantajları olabilir. Ancak bu defa da, kuruluşun idari ve laboratuvar bölümlerinde yer alan görevliler işlevsiz ve atıl duruma düşmektedirler.

MERKEZİ LABORATUVAR İHALELERİNİN DEZAVANTAJLARI

  1. Rekabet Oluşmuyor, Tekelleşmeye Yol Açıyor

İhalelerin boyutu çok büyüdüğü için, bu boyutta ihaleye katılabilecek ölçekte katılımcı bulmak zorlaşmakta ve bir süre sonra tekelleşme oluşmaktadır. Son dönemde yapılan merkezi laboratuvar ihalelerine ya tek firma katılmakta, ya da ihaleler firmalar arasında paylaşılmaktadır.

Yani, ölçek ekonomisinden beklenen yarar oluşmamakta, rekabet ortadan kaybolmakta, aksine tekelleşme ortaya çıkmakta ve fiyat yükselmektedir.

  1. Hizmette Yavaşlama ve Hantallaşma Ortaya Çıkmaktadır

Yerinde hizmet yerine taşımalı sistem ortaya çıktığı için, hizmette yavaşlama ve hantallaşma ortaya çıkmaktadır.

Örneğin, kamu hastanelerinin genetik dış laboratuvar testlerinin Haseki Genetik Tanı Merkezi’ne gönderilmesi belirtilmiştir. Birçok hastaneden örnekler bu merkeze yönlendirilince, cevap verilemez olmuş ve 5-6 aya varan gecikmeler ortaya çıkmıştır. Hastanelerde, bu yönde tutulmuş çok sayıda tutanak bulunmaktadır.

  1. Örnek Karışmaları Artmaktadır

Örnekler hastane dışına gönderildiği için, kaybolan hasta örnekleri ve örnek karışmaları gibi durumlar artmaktadır.

  1. Örnekler Bozulmaktadır

Nakildeki gecikmeler ve beklemeler nedeniyle, örnekler optimal özelliğini kaybetmekte ve bozulmalara uğramaktadır. Bu durum da, sonuçların doğruluğunu etkilemektedir.

5. Uzmanlar Devre Dışı Kalmaktadır

Hastanelerin kendi laboratuvarları atıl duruma düştüğü için, hastanelerdeki uzmanlar üretim sürecinin dışına düşmekte ve devre dışı kalmaktadırlar. Giderek, büro memuruna dönüşmektedirler.

6. Asistan Eğitimi Zayıflamaktadır

      Yerinde hizmet en iyi hizmettir.

      Yerinde eğitim de en iyi eğitimdir.

Hastanelerin laboratuvarları atıl ve fonksiyonsuz hale geldiği için, asistanlar doğru dürüst bir pratik içinden geçmeden eğitim almakta ve yetersiz bir eğitim süreci ile uzman olmaktadırlar.

SONUÇ

Merkezi laboratuvar ihaleleri, beklenen yararı sağlamamaktadır.

Laboratuvar işleyişini iyi bilmeyen ve masa başında teorik olarak bu sistemi kurgulayan bazı yöneticiler tarafından uygulamaya konulan bu ihaleler, kısa sürede birçok sakıncaların ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Bu durum, sadece Türkiye’ye has değildir. İtalya’da da bu sistem denenmiş ve 3 yıllık bir uygulama sonunda terk edilmiştir. Tekrardan, her hastanenin kendi ihtiyacını kendisinin görmesi kuralı getirilmiştir.

Laboratuvar işi, laboratuvar uzmanlarının yapabileceği bir iştir.

En iyi laboratuvar organizasyonunu da, laboratuvar sorumluları yapacaklardır.

Laboratuvar alanını düzenlemek, laboratuvar alanını bilmeyen yöneticilerin masa başında yapabileceği ve emirle yürütülecek bir iş değildir.

Bu nedenle de, laboratuvar alanının, ihtiyaçlarının ve organizasyonunun düzenlenmesinin laboratuvar sorumlularına bırakılması gerekmektedir.

Her hastane de, kendi ihtiyacına en iyi kendisi karar verir. Her hastane, kendi ihtiyaçları ve ölçeği düzeyinde, kendi laboratuvar alımlarını kendisi yapmalı ve bu alımlara, öncelikle ilgili hastanenin laboratuvar sorumluları karar vermelidir.

Çünkü şu anda dünyada, laboratuvar alanında en küçük ölçekten en büyük ölçeğe kadar yanıt verecek birçok laboratuvar cihazı çözümleri mevcut bulunmaktadır.

Bu doğal işleyişe müdahele etmek ve bilgisizce zorlamak, yukarıda sayılan birçok sakıncayı ortaya çıkarmaktadır.

 

20/12/2017

TIPLAB

Tıp Laboratuvarları Derneği

Yönetim Kurulu

Mail: tiplab@tiplab.org

 

 

 

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

SAĞLIKTA LABORATUVAR SEKTÖRÜ NE DURUMDADIR VE NELER YAPILABİLİR?

LABORATUVAR SEKTÖRÜ NE DURUMDADIR?

            Kısaca batık durumdadır ve can çekişmektedir diyebiliriz.

Ancak, sesini duyuramadığı ve sağlıkta politika yapıcı durumda olan ne Sağlık Bakanlığı, ne de SGK yönetimlerinden bu konuyla ilgilenen birileri olmadığı için, laboratuvar sektörünün batışı sessizce gerçekleşmektedir.

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

NELER YAPILIRSA ÜNİVERSİTE HASTANELERİ KURTARILABİLİR?

NELER YAPILMAZSA KURTARILAMAZ?
ÖNCELİKLE TEMEL DENGELER İYİLEŞTİRİLMELİDİR
Yani gelirleri artırılmalı, giderleri ise azaltılmalıdır.
Bu durum nasıl olacaktır?
Üniversite hastanelerinin gelirleri nasıl artırılabilecek, giderleri nasıl azaltılabilecektir? Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

HÜKÜMETİN ÜNİVERSİTE HASTANELERİNE YARDIMI BU HASTANELERİN SORUNUNU ÇÖZER Mİ?

Kesinlikle Çözmez. Çünkü Sorun Yapısaldır.

Hükümetin, üniversite hastanelerine geçici olarak bir finansal yardım yapacağı basında yazılmaktadır.
Benzeri yardımlar, bugüne kadar birkaç kez denenmişti. 2010’da da benzer yardım yapıldı.
Ancak, bu yardımlar üniversite hastanelerinin borcunun artmasını önleyemedi.
Son dört yılda, üniversite hastanelerinin borcu 1.4 milyar TL’den 2.7 milyar TL’ye yükselmiş görünmektedir. Yani, yaklaşık dört yılda iki katına yükselmiştir. Her yıl, %25 civarında artış göstermektedir.

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

HÜKÜMET ÜNİVERSİTE HASTANELERİNİN İFLAS SORUNUNU ÇÖZEBİLİR Mİ?

Son günlerde basında, iflas durumundaki üniversite hastaneleri konusunda, hükümetin önlemler getireceği ve üniversite hastanelerinin sorununu çözeceği yazılmaktadır. Bu konuyu birlikte irdeleyelim.

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

ÜNİVERSİTE HASTANELERİNİN TRAJİKOMİK DURUMU AĞIRLAŞARAK DEVAM EDİYOR

Üniversite Hastanelerinin Çoğu Fiilen İflastalar

            Üniversite hastanelerinin çoğu, fiilen iflas durumundadırlar. Bir kısmı, halen 2012 ve 2013 yılında aldıkları malların bedelini ödeyememiş durumdadırlar. Birçok firma ile icralık-mahkemelik haldedirler.

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

YENİ HÜKÜMET İLK OLARAK ÜNİVERSİTE HASTANELERİNİN İFLAS DURUMUNDAN KURTARILMASINI MASA ÜSTÜNE TAŞIMALIDIR

 YENİ HÜKÜMET İLK OLARAK ÜNİVERSİTE HASTANELERİNİN İFLAS DURUMUNDAN KURTARILMASINI MASA ÜSTÜNE TAŞIMALIDIR

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

ÜNİVERSİTE HASTANELERİ ENKAZINI KİM ÇÖZECEK?

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

SAĞLIK BAKANLIĞI İLE ÜNİVERSİTE HASTANELERİ ARASINDAKİ PROTOKOL SORUNU ÇÖZMEZ !

Birkaç gün önce, Sağlık Bakanı ile YÖK Başkanı arasında, üniversite hastanelerinin malzeme sorununu çözmek üzere bir protokol imzalandığı belirtildi.

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

BAĞIMSIZ ÇALIŞAN LABORATUVAR UZMANLARININ MAĞDURİYETİ NASIL GİDERİLEBİLİR?

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

ÜNİVERSİTE HASTANELERİ ENKAZINI KİM ÇÖZECEK?

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

SAĞLIK SİSTEMİNİN SORUNLARI DERİNLEŞEREK SÜRÜYOR

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

HASTANELERDEKİ YIĞILMAYI ÖNLEMEK İÇİN, SGK AYAKTAN SAĞLIK KURULUŞLARIYLA SÖZLEŞME YAPMALIDIR

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

YENİ TTB ASGARİ ÜCRET TARİFESİ TTB-HUV HAKKINDA

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

ALMANYA ve FRANSA SAĞLIK SİSTEMLERİNDEN NASIL YARARLANILABİLİR?

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

TÜRKİYE’ YE NASIL BİR LABORATUVAR UZMANI GEREKLİDİR?

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

SGK’ NIN İLAÇLAR VE LABORATUVAR TESTLERİ İLE İLGİLİ ÇIKMAZI VE BAZI ÖNERİLER

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Dış Laboratuvar Hizmet İhaleleri Medikal Firmaların İşi Değildir

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

ÜNİVERSİTE HASTANELERİNİN SAĞLIK BAKANLIĞI’NA DEVRİ ÇÖZÜM OLABİLİR Mİ?

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

HÜKÜMET ÜNİVERSİTE HASTANELERİ KONUSUNDA KARAR VERMEK DURUMUNDADIR

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

SOMA VE SAĞLIK SİSTEMİMİZ

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

SOMA KONUSUNDA HEPİMİZ SUÇLUYUZ

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

TABİP ODALARININ GELECEĞİ NE OLACAK ?

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

ÜNİVERSİTE HASTANELERİNİN İFLASA SÜRÜKLENMESİNİN NEDENLERİNİ ACABA ANLAYABİLDİNİZ Mİ?

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

SAĞLIK SİSTEMİNİN TEMEL SORUNLARI SÜRÜYOR

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

LABORATUVAR HİZMET ALIM İHALELERİYLE İLGİLİ MEVCUT DURUMDAKİ SAKINCALAR VE ÖNERİLERİMİZ

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

BÖYLE BİR TAM GÜN YASASININ DÜNYADA ÖRNEĞİ VAR MI ACABA?

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

HEKİMİN BAĞIMSIZ ÇALIŞMASINDAN NEDEN KORKULUYOR?

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

LABORATUVAR TESTLERİNİN DE BİR MALİYETİ VAR!

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

YUNANLI DOKTORLARI GETİRMEK Mİ, YOKSA KENDİ DOKTORLARINI DAHA VERİMLİ KULLANMAK MI AKILCIDIR?

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

“ Tamgün Yasası TBMM’ den Geri Çekildi” ZATEN BAŞTAN SONA YANLIŞ BİR YASA

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

TAMGÜN YASASI TÜRKİYE’NİN ÇIKARLARINA AYKIRIDIR

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

SPESİFİK TEST İHALELERİ İLE CİHAZLI RUTİN İHALELER BİRBİRİNDEN AYRILMALIDIR

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

ESNEK ÇALIŞMA SİSTEMİ ZORUNLULUK TAŞIYOR ANCAK TAM GÜN YASASI BUNUNLA BAĞDAŞIYOR MU?

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Sağlık Sistemi Amacından Sapmıyor Mu? SAĞLIK SİSTEMİNİN TEMEL HEDEFİ KAR ETMEK OLABİLİR Mİ?

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

SAĞLIK BAKANI’NIN DEĞİŞİMİ GEREKLİ MİYDİ?

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

LABORATUVAR UZMANLARINA YÖNELİK MAĞDURİYET GİDERİLMELİDİR

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

HÜKÜMET ÜNİVERSİTE HASTANELERİNİN BORÇ SORUNUNU ÇÖZEMİYOR

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

“YAŞLILARI EN AZ ÇALIŞAN ÜLKEYİZ” ve TAM GÜN YASASI ÇELİŞKİSİ

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

“ Hürriyet Gazetesi İnternet Haberi Hakkında” LABORATUVAR TETKİK ÜCRETLERİNİN % 222 ARTTIĞI HABERİ DOĞRU DEĞİLDİR !

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Tasarruf devlet kademelerinde başlamalı

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Sağlıkta Tasarruf Gerekli midir ?

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

SAĞLIK GİDERLERİNİN GERÇEK BOYUTU NE KADAR?

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

HEKİMLERİMİZİ TABİP ODASIYLA, HALKIMIZI HEKİMLERİYLE BARIŞTIRACAĞIZ” “ÇALIŞMA ÖZGÜRLÜĞÜMÜZÜ GERİ ALACAĞIZ

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

SGK’NIN SAĞLIK HİZMETİ SUNUCULARIYLA SÖZLEŞME ZİNCİRİ TAMAMLANMALIDIR

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

YENİ BİR SAĞLIK BAKANI NASIL OLMALIDIR?

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

SGK, TÜM SAĞLIK KURULUŞLARIYLA SÖZLEŞME YAPMALIDIR

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

LABORATUVAR TESTLERİ NEREDE YAPILMALIDIR ?

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

SAĞLIK BAKANLIĞI MUAYENEHANELER KONUSUNDA YARGI KARARLARI İLE BARIŞACAK MIDIR?

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

TIBBİ LABORATUVAR YÖNETMELİĞİ TASLAĞI HAKKINDA GÖRÜŞ VE ÖNERİLERİMİZ

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

TIP MERKEZLERİNİ HASTANEYE DÖNÜŞMEYE ZORLAMAK DOĞRU MUDUR?

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

SAĞLIKTA FARKLARIN ARTIRILMASI HAKKINDA

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

TÜRKİYE’NİN SAĞLIK SİSTEMİ: OLDUKÇA GARİP BİR SAĞLIK SİSTEMİ

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

ÜNİVERSİTE HASTANELERİNİN KURTULUŞU İÇİN GETİRİLEN ÖNERİLERE EK ÖNERİLER

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

ÜLKEMİZDEKİ SAĞLIK KURULUŞLARININ DURUMU NEDİR? PROBLEMLER NELERDİR? ÇÖZÜM NASIL OLABİLİR?

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

HEKİMLERİN ÇALIŞMA BİÇİMİ ve TERCİHLERİ KONUSUNDA ÖZGÜR DÜŞÜNEBİLMEK GEREKMEKTEDİR

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

LABORATUVAR TETKİK ÜCRETLERİNİN % 209 ARTTIĞI HABERİ DOĞRU DEĞİLDİR !

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Tamgün Konusunda Düşünülen ESNEK MESAİ FORMÜLÜNÜN NERESİ ESNEK?

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

TAM GÜN YASASI DEĞİŞMEK ZORUNDADIR, ÇÜNKÜ:

  1. Okumaya devam et
Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

TÜRKİYE’DE HASTALARIN TANISI İÇİN ARTIK LABORATUVAR TESTLERİNE GEREK YOK ! ( MU?)

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Tıp Laboratuvarları Derneği (TıpLab)’ nin SGK – SUT İçin Laboratuvarlar ve Laboratuvar Testleri İle İlgili Önerileri

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

TÜRKİYE’ DE SAĞLIK SİSTEMİNİN TEMEL SORUNLARI ÇÖZÜM BEKLİYOR

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Hekimlerin Meslek Değiştirmesi Mümkün Müdür?

Maalesef son dönemde, hekimlerden artan oranda meslek değiştirme ile ilgili özlem içeren ve meslekten pişmanlık yansıtan yazılar görmekteyiz.

Bu durum son 10 yıl içinde, özellikle giden Sağlık Bakanı’ nın birincil aktör olarak hekimler üzerinde uyguladığı baskı ve değersizleştirme politikasının sonucudur.

Hekimler, popülist uygulamaların paspası haline getirildiler. Sürekli horlandılar ve konum kaybettiler.

İşte bu sistemli geriletme, çoğu hekimde yılgınlık ve mesleğe karşı pişmanlık yaratıyor.

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Yeni Sağlık Bakanı’ nın İşi Kolay Değildir

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

SAĞLIK BAKANLIĞI VE TTB BİRBİRLERİYLE SAĞLIKLI İLETİŞİM İÇİNDE OLMAK DURUMUNDADIRLAR

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

YANGIN MERDİVENİ ÇIKMAZI VE OLUŞAN GEREKSİZ RANT

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

ŞEHİR HASTANELERİ GERÇEKÇİ Mİ? RASYONEL Mİ?

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

ORTAK DEĞERLERİNİ VE STANDARTLARINI YİTİREREK KUTUPLAŞAN TOPLUM İLERİYE GİDEMEZ

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

TÜRKİYE’DE BİR HEKİMİN (ÇALIŞANIN) EMEKLİ OLMASI MÜMKÜN MÜDÜR?

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

MUAYENEHANELERİ KAPATMA SEVDASI TÜRKİYE’ YE YILDA 60 MİLYAR LİRAYA MAL OLMUYOR MU ?

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

MUAYENEHANELERİ YOK ETMEK KAMU YARARINA MIDIR?

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

ÖZEL SAĞLIK KURULUŞLARINA KESİLEN CEZALAR VE DEVLET ELİYLE YARATILAN İLLEGALİTE

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

SAĞLIK BAKANLIĞI HATALARINDAN DERS ÇIKARMALI, HEKİMLERLE DİYALOG HALİNDE ÇÖZÜM ÜRETMELİDİR

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

SAĞLIKTA FARK ALINMASI OLAYI NEDEN SERBEST BIRAKILMIYOR?

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

SAĞLIKTA 76 MİLYARLA YÜKSELEN MEMNUNİYET

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

SAĞLIK HARCAMALARINDAKİ ARTIŞ BÜTÇE AÇIKLARINI NASIL ETKİLİYOR?

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

TÜRKİYE’ NİN TOPLAM SAĞLIK HARCAMALARI NE KADAR?

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

BİR SAĞLIK İŞLEMİNİN KAMU BÜTÇESİNE MALİYETİ KAMUDA NEDİR, ÖZELDE NEDİR ?

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

SAĞLIK SİSTEMİ NEREYE KADAR SOSYAL OLABİLİR?

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Bir Kez Daha Üniversite Hastaneleri Nasıl Kurtulur?

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Bir Kez Daha ÜNİVERSİTE HASTANELERİ NASIL KURTULUR?

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

SAĞLIK KURULUŞLARINDA FARK ALINMASI MESELESİ

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

İLAÇLAR VE LABORATUVAR TESTLERİ İLE İLGİLİ FARKLI BİR ÖNERİ

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

SAĞLIKTA ÜCRETLENDİRME NASIL OLMALIDIR ?

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

SGK’ NIN YENİ UYGULAMASI, ÜNİVERSİTE HASTANELERİNİ KURTARABİLİR

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Sayın Bakan Faruk Çelik’ in Tespiti Yerindedir SGK, MUAYENEHANELERDEN DE HİZMET ALMALIDIR

Okumaya devam et

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Türkiye Sağlıkta Tasarruf Edebilir mi?

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın